"Kırmızı balık gölde
Kıvrıla kıvrıla yüzüyor
Balıkçı amca geliyor
Oltasını atıyor
.....
.....
Kırmızı balık kaaç kaç
Kırmızı balık kaç kaç kaç"
Bebeği olup da bu şarkıyı duymayan,günde milyon kez söylemeyen yoktur sanırım..Kendisi bizim evde aylardır top ten listesinin zirvesinden inmeyen gelmiş geçmiş en çok dinlediğimiz şarkı olur..Öyle ki karı koca bazen kendimizi gayri ihtiyari bu şarkıyı mırıldarken buluyoruz..Hal böyleyken biz de artık bir kırmızı balık alalım bu çocuğa dedik ve 3 hafta önce bir sabah ana-oğul soluğu pet shop ta aldık. Eve elimizde bir kırmızı japon balığıyla döndük,ve fanusa koyduk balığımızı..Rüzgar'a adı ne oğlum balığımızın dediğimde tereddütsüz 'Kı' dedi..Anlaşıldığı üzere 'KI' kırmızı balığın ilk hecesi ve rengi önemli değil, tüm baliklar KI Rüzgar için:))
Balık alırken açıkçası Rüzgar'a hayvan sevgisi aşılamak, sorumluluk bilinci öğretmek gibi gayelerim yoktu..Bir buçuk yaşında bir bebeğin anlamayacağını sanırdım ki Rüzgar beni daha ilk gün şaşırttı..Balığı getirdikten bir süre sonra kitaplarının arasından 'Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor' adlı kitabı alıp, fanusun yanına götürüp, kitapta ki balıkları 'Kı' ya göstererek kendi dilinde anlatması ve aynı gün içinde elindeki kurabiyesini fanusa dayayıp Kı' ya al demesi beni benden aldı..20 aylık bir bebeğin bir hayvanı hemen benimsemesi,arkadaş olması ve yiyeceğini paylaşması bana göre ibret alınası bir durum..Ben bunları gördüğümde iyi ki almışız bu balığı dedim..Tüm ebeveynlere de tavsiye ederim, alın bir balık ve seyredin bebeğinizin tepkisini..
Neyse, Rüzgar her sabah Kı'ya kendi verdi yemini ve itiraf etmeliyim ki genellikle o hatırlattı yem saatini.Eve her gelene gösterdi balığını,'Baaaakkk' diyerek en tiz sesiyle..Derken son iki gündür bizim Kı hareketsizleşmişti..Öldü ölecek korkusu sardı beni..Nasıl yapmalı, ne demeli, nasıl açıklamalı 20 aylık bebeğe balığının öldüğünü..Yoksa hiç bir şey söylemeden yok mu etmeli fanusu..Kı çok hareket etmediği için Rüzgar fanusa vuruyordu,yüzsün diye..Ben de uyuyor,hasta olmuş diyordum..Acaba öldüğünde de uyuyor ve uyanmayacak falan mı desem?? gibi sorular kurcaladı beynimi..Yanlış yapmak istemiyordum..Google amcama sordum, bebeğe ölüm nasıl anlatılmalı diye..Uzmanlar genel anlamda 3 yaş altının ölüm kavramını anlayamayacağını,açıklama yapmak gerekmediğini,ancak 3 yaş üstüne ise uyuyor,tatile gitti, vs mazeretler söylememek gerektiğini,yaşına uygun bir dille ölümün anlatılmasının doğru olacağını söylüyor..Hal böyleyken ben de Rüzgar'a Kı'ya güle güle diyelim mi dedim..Ama O kesin bir şekilde başını sallayarak 'hayiy' diyince babasından akşam yeni bir Kı getirmesini istedim,böylece onlar yeni Kı ile tanışırken ben de gizlice rahmetli Kı'yı yolcu ettim..Çok şükür bu bebeklerin hafızası da balıklar gibi:))
İlk evcil hayvan hikayemiz de böyle idi, buraya oğlum için not düşmek istedim..Kim bilir belki büyüdüğünde Kı'yı hatırlayarak beni yine şaşırtırsın oğlum:)
P.s Japon baliklari oksijene ve sık sık sularinin değismesine ihtiyaç duyarlarmis,fanus pek uygun değilmis yani..yeni baligimiz oksijensiz, ayda bir kez suyu degistirilerek uzunca yasayabilen Beta cinsi sus baligi..Almak isteyenlerin bilgisine..
28.03.2015
Rüzgar'ın Kitaplığı Vol.1
Rüzgar doğduğundan beri evde en çok gördüğü şey belki de kitaplardır..Evin her odasında kitap mevcuttur bizim..Hala hayalimdeki o büyük kitaplığı yaptırıp, benim minik nacizane kütüphanemi sergileyememiş olabilirim, hatta kitaplarımın bir kısmı kanepe altında,koli içinde de olabilir ve hatta okunmayı bekleyen üst üste dizili kitaplarım da var ama bu benim kitap alma-okuma tutkumu hiç azaltmadı..Maalesef öyle azılı kitap kurtlarından değilim şu sıralar,keşke daha çok vakit ve nakit ayırabilsem kitaplara,yazarlara..Ama öyle bir hayalim var ki Rüzgar'a dair; onun tam bir azılı okur olmasını düşlüyorum..Okumak,yazmak,kitap evlerinde dolaşmak onun hayatına öyle yerleşsin ki TV izlemek gibi sıradan, yemek yemek gibi hayati, market alışverişi gibi gerekli ve olağan olsun onun için.. Ama bir o kadar da tutkulu, derin ve sıkı bir dost olabilsin kitaplar oğluma..Ufkunu,hayallerini,düşüncelerini sonsuz ve çok yönlü yapabilmesi için yardım etsinler ona..Biliyorum sadece benim istememle onu bir kitap aşığı yapmam imkansız,onun daha çok istemesi lazım, ki buna hakkım da yoktur belki..Onun adına hayal kurup,ondan bunu beklemek çok adil olmayabilir..Hem benim ailemde kitap okuyan kimse yoktu mesela, kimsenin kendine kitap almaya gittigini de hatirlamam..Ama ben ilk okuldan beri sevdim okuyup yazmayi..Belki de sırf daha rahat ulaşabilmek için kitaplara, hep ben kitaplık kolu olmuştum sınıfta..İlk ben okur bitirir,sonra da arkadaşlarıma tavsiye ederdim..Kitap sever arkadaşlarım olmuştu hep etrafımda küçükken,ya da ben kitap severlerle arkadaş olmuştum çokça..Rahmetli dostum Bahar`in çok emeği vardır satır aralarını okumayı öğrenmemde..Kulakları çınlasın Sanem`le de az kitap değiş tokuşu yapmadık ergenlik yıllarımızda..Lisede edebiyat kolu olmuştum, ve sağ olsun Özgül hocamın desteğini çok görmüştüm düşüncelerimi yazıya dökmede..Ve üniversitede batı dilleri ve edebiyatı okumak yaptığım en iyi tercihti kesinlikle..Biliyorum ki edebiyat hayatın her yerinde..Sanatın her türlüsünde..Ve edebiyata gerçekten gönül veren bir insanin ayrımcı,sevgisiz,merhametsiz,bencil,zalim vs olabileceğini düşünemiyorum..ve bu yüzden en içten duygularımla diliyorum oğlumun okumaya tutkun olmasını..Her kimlikte,cinsiyette,ırkta ve görüşte karakterlerle kağıt üstünde tanışıp,onların en makyajsız yüzleriyle yüzleşip empati kurabilmesini..Ve bu hususta bir anne olarak ben üstüme düşeni eksiksiz yapmak için Allah izin verdiği sürece yanında olacağım..Ee dediğim üzere bir kitap tutkunu kolay yetişmeyecektir elbet..Ben de oğluma doğduğundan beri neredeyse her gün kitap okuyorum,sayfalarına beraber dokunup,resimlerini birlikte inceliyoruz..O da seviyor kitaplarını..Alıp alıp getiriyor okuyalım diye.Hatta 10 yıldır tek bir kitap okutamadığım kocam bile Rüzgar'la sık sık kitap okuyor:) Tabii onları öyle görmek ise beni musmutlu yapıyor:) :)
Gelelim bizim minik kurdun kitaplarina..Daha önce su yazimda paylaşmistim ilk kitaplarımızı..İlk etapta tabii ki yazısız,ya da çok az yazılı,büyük resimli karton,bez kitaplarla başladık..4 müzikli kitabı, İlk Kitaplarım Seti, Minik Arkadaşım serisi dışındakiler de şöyle..

1. Hareketli kitaplar serisinden Hareketli Gün
Rüzgar'ın 12.ayından beri en favori
kitaplarından..İş Bankası Kültür yayınlarının bu serisine bayıldık doğrusu.Az yazılı çok resimli ve hareketli parçalarının olması bebeğin hem ince motor gelişimini hem de eğlenerek öğrenmesini destekliyor.. İlk fırsatta serinin geri kalan kitaplarını da almayı düşünüyorum..
2. Hareketli kanatçıklar serisinin Renkler kitabı da bu aralar elimizden düşürmediklerimizden.Renkleri öğretmek için almıştım..Sayfaların hareketli olması ve sevimli hayvanlar içermesi Rüzgar
için tercih sebebi..
3.Sertaç'in Ambulansı arabalara meraklı bir erkek çocuğu olarak Rüzgar efendinin sevdiklerinden..Ambulans resmi gördüğünde "naninani" diyor ve düştüğü için ayağı kırılan çocuğun olduğu sayfada da ayağını tutup "ufff" diyor..Belki de bu kitaptan öğrenmiştir habire elini-parmağını tutup 'uff uff' diye bana öptürmeyi.Ahh bir de oyle nazlı ki sormayın:)

4.Zıplayan Köpekçik Rüzgar'ın sadece ara sıra eline alıp zıplattığı bir kitap..Çok da bayıldığı söylenemez..
6.İzle Beni Hayvanlar Aleminde yeni kitaplarından..İs Bankasi Kültür Yayınlarının böyle karton sayfalı interaktif kitaplarına mest oluyorum..Biz de minik hayvan figürlerimizi alıp kitaptaki hayvanlarla eşleştiriyor,yürütüyor,seslerini çıkartıyoruz..Bu şekilde bir nevi 3 boyutlu bir kitaba dönüşüyor..
Karton kitaplarımız şimdilik bunlar..Bir de biz artık bol resimli ama hikayeli kitaplara geçtik..Ciltli kitaplarımızı da bir sonraki yazı da paylaşacağım.Rüzgar kucağımızda oturup sayfalara dokunmayı, bizim ona masal okumamızı seviyor. Böylece hem birlikte çok daha yakın temas halinde oluyoruz,hem de resimlere bakmak,dinlemek hoşuna gidiyor.
Çok okuyan, çok öğrenen bir nesil yetişsin diliyorum..Bu konuda en büyük sorumluluk biz anne-babalara düşüyor.Bu sebeple çok okuyalım,çok kitap alalım,iyi örnek olalım ve her çocuğun elinden düşürmediği kitapları, rengarenk kitaplığı olsun..
27.02.2015
X ve Y`nin Z ile imtihanı..

Merhaba Y kuşağı sakinleri ve Z kusağı ebeveynleri..
Lütfen benim için X kuşağı yakınlarınıza ve ya `sessiz kuşak` tan anne - babalarınıza bir sorar mısınız, acaba bu bitmeyen büyüme atakları, sancılı sendromlar sadece Z kuşağına mı özgü yoksa bu Z lilerin değil de biz Y lilerin uydurduğu birşey mi??? Zira bu aralar bizim evde bir X,Y,Z çatışması patlak vermek üzere de...
Eminim şimdi bir çoğunuz neden böyle çok bilinmeyenli matematik denklemi gibi konuştuğumu merak ediyorsunuzdur.Ama durum biraz da öyle ve maalesef benim matematiğim de pek iyi sayılmaz..Hemen probleme açıklık getireyim o halde..
Konuya ilk olarak şu bilinmeyenlerden başlayayım..X,Y,Z ve sessiz kuşak terimleri benim uydurduğum birsey değil elbet;dünya genelinde kuşaklara verilmiş adlar bunlar. Olayın özü şöyle ki; anne-babalarımiz (1945-1964) sessiz kuşak mensupları, 1965-1980 aralığında doğanlar X kuşağı sakinleri, 1981-2000 yılları arasi doğan ahali -yani en yaşlısı 34 en genci 14 yaşlarında olan bizim kuşak Y ve biz Y lilerin çocukları olan yepyeni nesil 2000 sonrası çocuklar da Z.. Bu kuşakların özelliklerini az çok kendinizden ve çevrenizden gözlemleyebiliyorsunuzdur.Genelinde sakin, sebatkar,uyumlu bir nesilmiş bizim ebeveynlerimizin ssesiz kuşağı. Teknoloji ile imtihanları siyah-beyaz TV, merdaneli çamaşır makinesi,çevirmeli ev telefonu kadarmış..X kusağı ise sokaklarda rahat rahat geç saatlere kadar oynamis, tek kanalli yayından çok kanalli renkli TV ye geçmiş, ilk kez otomatik çamaşir makinesi ile müjdelenmiş, ve kocaman cep telefonlari ile çağ atlamış bir kuşak.. Y kuşağı ise doğumundan yetişkinliğine kadar bir çok teknolojik yeniliğe şahitlik etmiş,kendini önceki kuşaklara anlatamamış, internet ve sosyal medya bağımlısı,öyleki üzerinden bütünleşerek neredeyse devrim bile yapabilen, önceki nesillerden tamamen farkli, bir yandan daha aydinlik, daha yenilikçi,pratik ve çok yönlü öte yandan daha tehlikeli,daha asosyal,daha baş kaldıran, daha unutkan bir nesil..Z kuşağı ise DNA sında teknoloji olan,internete, akıllı telefonlara,tabletlere doğan,ışık çağı bebeleri..
.jpg)
Artık problemin tarihçesini bildiğimize göre gelelim problemin kendisine..benim güzel,sakin çekirdek ailem X kuşağının son demlerini yaşamış bir babadan, Y kuşağından bir anne ve Z kuşağının en taze üyelerinden bir bebekten oluşuyor.Lakin bugünlerde Ruzgar bebenin artık 20. ayına girmesiyle sakinliğimiz yerini hareketli ve biraz da stresli günlere bırakıyor gibi. Anlayacağınız bizim hanede `terrible two`çanları çalmaya başladı.. Şimdi ben çok araftayım,acaba bu Z kuşaği bebelerinin bitmek bilmeyen büyüme atakları, sendromlari vs yeni türemiş,sadece onlara has bir durum mudur,yoksa biz teknoloji bağımlısi,bebeğe dair sanal gerçek alemde ne var ne yoksa her yönden tüketen Y kuşağı annelerin uydurduğu bir şey midir???
Hani bilelim de ona göre önlem alalım di mi:-) :-) :-) :-)
20.02.2015
maria montessori ve montessori aktiviteleri..
Maria Montessori adini cocugu olan yeni nesil annelerin bir cogunun bildigini saniyorum. Kendisi 1870-1952 yillari arasinda yasamis bir italyan bilim insani ve egitimci.Kurucusu oldugu bu alternatif egitim metodu dunya capinda kabul gormus ve yillardir bir cok ulkede yaygin vaziyette kurum ve ailelerce uygulanmakta.. M.Montessori yontemi nedir, nasil isler, neyi amaclar sorularina internette bir cok web sitesi,blog ve ya kitap ve makalelerden rahatlikla detayli cevap bulunabilir. Ama benim anladigim kisaca; bebege dogdugu andan itibaren bir birey gibi yaklasan,ona ve ozgurluklerine saygi duymayi benimseyen, bebegi/cocugu yetiskinlerin hayatina ayak uydurmak zorunda birakmadan, onun yasam alanlarini ona ve ihtiyaclarina gore onceden sekillendimeyi baz alan bir yontem. Bu ekole gore cocuk kimsenin dayatmasi, zorlamasi olmadan, hayati kendisi icin uygun hale getirilmis bir cevrede kendi kendine ogrenebilmeli. Yani daha bebekken bile yer yataginda yatirilip, istediginde kalkip rahatca hareket edebilmeli,kiyafetleri, oyuncaklari,kitaplari vs. hep onun ulasabilecegi ve duzenli bir sekilde konumlandirilmali,devasa ve kalabalik mobilyalar,karmakarisik cin mali elektronik oyncaklardan ziyade cocugun ihtiyaci kadar esyalar iceren, ince-kaba motor gelisimini destekleyen ahsap oyuncaklar tercih edilmeli ki cocuk ozgur ve kendi isini kendi gorebilen bir birey olabilmeyi basarsin. Oyunlar ve aktiviteler cocugun rahatca hareket edebildigi, kendi hizina ve kapasitesine gore ilerleyen, egitmen ve ya ebeveyn tarafindan onceden hazirlanmis materyaller kullanilarak , kontrollu bir ortamda gerceklestiriliyor. Tum bu etkinliklerin amaci da cocugun sonuctan ziyade surecten haz almasini saglamak ve bir konuda basarili ya da basarisiz oldugunu kendi deneyimleyerek ogrenmesine olanak sunmak.
M. Montessori ekolunun disinda da alternatif egitim metodlari mevcut. Waldorf , Reggio Emilia, Summerhill gibi Avrupa ve Amerika`da yillardir mevcut egitim sistemine alternatif olarak turemis ekoller son yillarda Turkiye`de de var. Ama zannimca en yaygin ve mevcut egitime daha kolay entegre edileni Montessori teyzemin sistemi. Ben bu saydigim sistemleri uzun zamandir yerli yabanci yayinlardan faydalanarak inceliyorum. Malum egitim onemli ve hali hazirdaki egitim sistemimiz icler acisi..Vardigim kanaat ise hic bir ekole tamamen bagli olmadan, sahip oldugum sosyal ve kulturel ortamlari da baz alarak kendimce elimden gelen en uygun sekilde yetistirmek oglumu..Cunku her birinde icime sinmeyen noktalar, kafami kurcalayan ve suphe uyandiran hususlar var maalesef.
Montessori yaklasimini baz alan ana okullari,kres ve oyun atolyeleri cokca var yurt genelinde. Ben bir cok fikir ve yontemini de dogru buldugum icin Ruzgar la evde bolca montessori aktivitesi yapiyoruz. Oyunlar icin kaynak ve gorselleri instagram,pinterest,facebook ya da bir cok blogdan ediniyorum. Ruzgar in yasina uygun oldugunu dusundugum etkinlikleri genellikle o uyurken hazirliyorum, sonra da beraberce egleniyoruz..Bu arada bu yaklasimin en guzel yanlarindan biri debaktivitelerin az ve ucuz,kolay bulunabilen malzemelerle yapilabilir olmasi..
Buyrun bunlar da bizim oynadigimiz oyunlardan bazilari..bir cogunun resmini cekmemisim malesef..Su karli soguk gunlerde bebeleri evde oyalamaniz icin fikir olur belki:-)
Bu egitici kartlar Arzu teyzesinden hediye Ruzgar`a. 8-9 aydir gosteriyorum ve simdilerde nerdeyse butun kartlari taniyor, ters cevirme, ve hafiza oyunu seklinde kullaniyoruz.
Sesnsory-duyusal oyunlarina bir ornek olarak hazirladigim ciftlik temali oyun havuzu.Farkli temalarda uyarlanmis havuzlar da yaptik; gol,deniz ve santiye gibi..
Toplarla ve kagit bardak/rulo larla hazirlanip oynanan, renkleri ve buyuk kucuk zitligini ogretmeyi amacladigim bir oyundu..
Ponponlari ufak bir masayla aktartarma yaptik.kati aktarma ince motor gelisimi ve el goz koordinasyonu icin cok faydali.
Kuslari beslemek icin kagit havlu rulosuna rcel/bal surerek uzerine bugday doktuk, ve hem eglendik hem de el goz koordinasyonu, ince motor gelisimini desteklerken paylasmayi ogrendik..
Oyun hamurlarina ikimiz de bayiliyoruz..
Un ve yag birlesimindenmoon sand(ay kumu) elde edip kis gunu plaji eve getirdik..
Elektrik bantlariyla otoyol, otopark yapip arabalarimizla oynadik.
Bu da artik mama sandalyesini kucuk gorup, buyukler gibi masaya oturabildiginin ve kendi yemegini yiyebildiginin resmidir..Tabii ki genellikle ben yediriyorum ama onunda kendini besleyebilmesine tesvik ediyorum.
İkea masa-sandalyesi bizim elimiz ayagimiz..hafif olmasi Ruzgar efendiye kolayca tasima imkani sagliyor..Resim,hamur ve diger etkinlklerimizi ustunde gereklestiriyoruz..
Kapiya gerdigimiz bantlara toplari ilistirdik.buyuk kucuk,renkler, uzanma,yapistirma,altindan gecme gibi seyler ogretilebilir..
M. Montessori ekolunun disinda da alternatif egitim metodlari mevcut. Waldorf , Reggio Emilia, Summerhill gibi Avrupa ve Amerika`da yillardir mevcut egitim sistemine alternatif olarak turemis ekoller son yillarda Turkiye`de de var. Ama zannimca en yaygin ve mevcut egitime daha kolay entegre edileni Montessori teyzemin sistemi. Ben bu saydigim sistemleri uzun zamandir yerli yabanci yayinlardan faydalanarak inceliyorum. Malum egitim onemli ve hali hazirdaki egitim sistemimiz icler acisi..Vardigim kanaat ise hic bir ekole tamamen bagli olmadan, sahip oldugum sosyal ve kulturel ortamlari da baz alarak kendimce elimden gelen en uygun sekilde yetistirmek oglumu..Cunku her birinde icime sinmeyen noktalar, kafami kurcalayan ve suphe uyandiran hususlar var maalesef.
Montessori yaklasimini baz alan ana okullari,kres ve oyun atolyeleri cokca var yurt genelinde. Ben bir cok fikir ve yontemini de dogru buldugum icin Ruzgar la evde bolca montessori aktivitesi yapiyoruz. Oyunlar icin kaynak ve gorselleri instagram,pinterest,facebook ya da bir cok blogdan ediniyorum. Ruzgar in yasina uygun oldugunu dusundugum etkinlikleri genellikle o uyurken hazirliyorum, sonra da beraberce egleniyoruz..Bu arada bu yaklasimin en guzel yanlarindan biri debaktivitelerin az ve ucuz,kolay bulunabilen malzemelerle yapilabilir olmasi..
Buyrun bunlar da bizim oynadigimiz oyunlardan bazilari..bir cogunun resmini cekmemisim malesef..Su karli soguk gunlerde bebeleri evde oyalamaniz icin fikir olur belki:-)
Bu egitici kartlar Arzu teyzesinden hediye Ruzgar`a. 8-9 aydir gosteriyorum ve simdilerde nerdeyse butun kartlari taniyor, ters cevirme, ve hafiza oyunu seklinde kullaniyoruz.
Sesnsory-duyusal oyunlarina bir ornek olarak hazirladigim ciftlik temali oyun havuzu.Farkli temalarda uyarlanmis havuzlar da yaptik; gol,deniz ve santiye gibi..
Toplarla ve kagit bardak/rulo larla hazirlanip oynanan, renkleri ve buyuk kucuk zitligini ogretmeyi amacladigim bir oyundu..
Ponponlari ufak bir masayla aktartarma yaptik.kati aktarma ince motor gelisimi ve el goz koordinasyonu icin cok faydali.
Kuslari beslemek icin kagit havlu rulosuna rcel/bal surerek uzerine bugday doktuk, ve hem eglendik hem de el goz koordinasyonu, ince motor gelisimini desteklerken paylasmayi ogrendik..
Oyun hamurlarina ikimiz de bayiliyoruz..
Un ve yag birlesimindenmoon sand(ay kumu) elde edip kis gunu plaji eve getirdik..
Elektrik bantlariyla otoyol, otopark yapip arabalarimizla oynadik.
Bu da artik mama sandalyesini kucuk gorup, buyukler gibi masaya oturabildiginin ve kendi yemegini yiyebildiginin resmidir..Tabii ki genellikle ben yediriyorum ama onunda kendini besleyebilmesine tesvik ediyorum.
İkea masa-sandalyesi bizim elimiz ayagimiz..hafif olmasi Ruzgar efendiye kolayca tasima imkani sagliyor..Resim,hamur ve diger etkinlklerimizi ustunde gereklestiriyoruz..
Kapiya gerdigimiz bantlara toplari ilistirdik.buyuk kucuk,renkler, uzanma,yapistirma,altindan gecme gibi seyler ogretilebilir..
13.01.2015
Çizgi filmler hiç de masum olmayabilir..Subliminal mesajlara dikkat!!!!
Subliminal mesajlardan ilk kez 3-4 yıl evvel haberdar olmuştum. Eşimi dostumu,öğrencilerimi de kendimce haberdar etmiştim.Geçenlerde instagramda bir annenin çocuğuyla ilgili paylaştığı bir fotoğrafta arka planda açık olan çizgi filmde çok bariz bir subliminal mesaj dikkatimi çekince bloguma da yazmak farz oldu.
Peki nedir 'subliminal mesaj'?? Sinema filmlerinde, reklamlarda,resimlerde,posterlerde,dergilerde ve hatta çizgi filmlerde bolca yerliştirilmiş, gözümüzün ilk etapta farkedemediği gizli mesajlar oluyor kendileri.Yazılı,resimli,ya da sesli konumlandırılmış bu mesajlar ya çok ama çok hızlı veriliyor,ya da ustaca saklanıyor ve gözümüz gördüğü halde çok hızlı olduğundan beyne sinyal gönderemiyor,ama bilinçaltı dediğimiz her daim çalışan ve herşeyi kaydeden defter bu mesajları da yazıyor. Yani medyanın her türlüsünde sıklıkla kullanılan bu hilenin hedefi doğrudan bilinçaltımız. İşte bu yüzden çok tehlikeli..Düşünsenize, bilincinizin algıladığı herhangi bir fikir,ideoloji ya da ürün tartışılabilir,eleştirilebilir,reddedilebilir -ki adil olan da budur. Öte yandan doğruca bilinçaltınıza ulaşmaya programlanmış herhangi düşünce,eylem,ürün hiçbir dirençle karşılaşmadan hedefine ulaşır.Ve bu mesajlar doğruca beynimizde depolanarak kararlarımızı,düşüncelerimizi ve davranışlarımızı biz farkında olmadan etkiler.
Aşağıda bazı deşifre edilmiş subliminal mesaj içerikli çizgi filmlerin linklerini paylaşıyorum. Zaten google da yüzlercesi mevcut..
Peki nedir 'subliminal mesaj'?? Sinema filmlerinde, reklamlarda,resimlerde,posterlerde,dergilerde ve hatta çizgi filmlerde bolca yerliştirilmiş, gözümüzün ilk etapta farkedemediği gizli mesajlar oluyor kendileri.Yazılı,resimli,ya da sesli konumlandırılmış bu mesajlar ya çok ama çok hızlı veriliyor,ya da ustaca saklanıyor ve gözümüz gördüğü halde çok hızlı olduğundan beyne sinyal gönderemiyor,ama bilinçaltı dediğimiz her daim çalışan ve herşeyi kaydeden defter bu mesajları da yazıyor. Yani medyanın her türlüsünde sıklıkla kullanılan bu hilenin hedefi doğrudan bilinçaltımız. İşte bu yüzden çok tehlikeli..Düşünsenize, bilincinizin algıladığı herhangi bir fikir,ideoloji ya da ürün tartışılabilir,eleştirilebilir,reddedilebilir -ki adil olan da budur. Öte yandan doğruca bilinçaltınıza ulaşmaya programlanmış herhangi düşünce,eylem,ürün hiçbir dirençle karşılaşmadan hedefine ulaşır.Ve bu mesajlar doğruca beynimizde depolanarak kararlarımızı,düşüncelerimizi ve davranışlarımızı biz farkında olmadan etkiler.
Mesela sıkça verilen örneklerden biri bolca "Cola" yazısı içeren bir filmde izleyicilerin bir çoğunun susuzluk hissettiği ve film arasında kola almaya gittikleri.. Genellikle "Sex,Death(ölüm),Blood(kan) vs.
gibi kelimelerin insanları en çok etkileyen kelimeler olduğu ve bunlara dair yazı ve imgelerin kullanılması yayınlanan ürüne daha çok dikkat çekebildiği görülmüş. Gelişen teknoloji ve hayatımızın her yerinde olan yazılı,görsel ve işitsel medya sayesinde bilmediğimiz kişiler görünmez bir silahla bizi etkilemekte. Ve işin daha da terbiyesiz yanı buna çocukların da hedef olması.. Çizgi filmlerde bolca kullanılıyor ve biz bihaber ebeveynler de çocuklarımızı kendimiz oturtuyoruz bu silahın karşısına..Hiç bilmeden şiddeti yüklüyoruz tertemiz beyinlerine..Sonra
gibi kelimelerin insanları en çok etkileyen kelimeler olduğu ve bunlara dair yazı ve imgelerin kullanılması yayınlanan ürüne daha çok dikkat çekebildiği görülmüş. Gelişen teknoloji ve hayatımızın her yerinde olan yazılı,görsel ve işitsel medya sayesinde bilmediğimiz kişiler görünmez bir silahla bizi etkilemekte. Ve işin daha da terbiyesiz yanı buna çocukların da hedef olması.. Çizgi filmlerde bolca kullanılıyor ve biz bihaber ebeveynler de çocuklarımızı kendimiz oturtuyoruz bu silahın karşısına..Hiç bilmeden şiddeti yüklüyoruz tertemiz beyinlerine..Sonra
-bu çocuk nereden öğreniyor vurmayı kırmayı,
-sağlıklı şeyleri yemez ama bak abur cuburu nasıl da severek yiyor diyoruz. Halbuki yanlarında pür dikkat davranıyor,kelimelerimizi özenle seçiyoruz ki öğrenmesinler. Ama nasıl oluyorsa onlar daha minicikken öğreniyorlar ve biz şaşakalıyoruz..Ama suçlu aslında önce derinden vuran medya ve sonra onun karşısına oturttuğumuz için bizleriz.
Tv zaten zararlıydı,biliyorduk ama n'apalım canım,er geç tanışacak diyorduk ya alın size bir de subliminal mesaj vakkası.. Şimdi artık siz de bildiğinize göre vicdanınız el veriyorsa açın TV yi.
Haa bu arada en çok Disney kanallarında ve yapımlarında olduğunu da eklemek isterim,Disney Channel, Nicklodeon, cartoon network gibi kanallar artık OUT..Kendimce nelerin IN olduğunu da başka bir yazıda paylaşacağım.
Aşağıda bazı deşifre edilmiş subliminal mesaj içerikli çizgi filmlerin linklerini paylaşıyorum. Zaten google da yüzlercesi mevcut..
http://www.youtube.com/watch?v=aTC2sIjSQo0
http://www.youtube.com/watch?v=9Bj-MNQdVOc
12.01.2015
Çocuğum bir Dahi mi? Yoksa her çocuk mu Dahi?
Dün bir yazıya denk geldim internette dahi çocuklardaki belirtiler üzerine.. Tabii bir çok anne gibi ilgimi çekti,ve acaba bizim uşakta da var mıdır deha belirtileri diyerekten merakla okudum..Ne mi oldu sonra, bu yazıya göre pek de bir deha özelliği yokmuş bizim oğlanda..Hahh,kim demiş dedim sonra.. Ya da kimin umurunda..En azından benim değil..Çünkü biliyorum ki her insanın dahi olduğu bir konu,beceri,yetenek vs. vardır..Ve her zaman inanırım ki insan bilmediği,belki de henüz kimse tarafından keşfedilmemiş bir değerli taşla doğar..Ama nadir olan şey O'nu bulmak,keşfetmek, bulduğunda kıymetinin bilincine varıp onu doğru işlemek,doğru yerde doğru şekilde sunmaktır bence. Derin sulardaki inci gibidir belki dahi olduğumuz yönümüz..Biz onu bulup çıkarana kadasr o bir deniz kabuğunun içinde bizi bekleyecektir..Fark edip bulmak lazım onu.. Bazen çok şanslıyızdır,doğrudan karşımıza çıkıverir,bazen de onun varlığına inanıp peşinden gitmek,arayıp bulmak gerekir..Haa buldun diyelim..bitti mi?? dahi olup deli diye bilinen eminim bir çok insan vardır yer yüzünde..Önemli olan önce kabuğun içindeki şeyin inci olduğunu bilmek, sonra onu doğru şekilde işleyip doğru mücevhere yerleştirmek..İşte o zaman inci hak ettiği değeri görebilir..Bir çoğumuz maalesef içimizdeki cevherin farkına varamıyoruz..Buna sebep olan da yine maalesef bizim dışımızdaki kişiler,çevre,sistem ya da adına ne derseniz..Bir çok inci,elmas,zümrüt ya da belki de daha kıymetli ama tanınmamış mücevher daha çocuk yaşta heba oluyor..Bir çok anne-baba, akraba ya da öğretmen karşısındakini aşağılayarak,isteyerek ya da bilmeyerek aşırı pohpohlayarak ve yahut kötüleyerek çocuktaki öne çıkarılması gereken beceriyi törpülüyorlar.. Hep bildiğimizin tek doğru olduğunu sanmamız, bize dikte edileni sorgusuz sulasiz kabullenip bir de çoluğumuza çocuğumuza farkında ya da değil empoze etmemiz yüzünden mutsuz yetişkinler haline getiriyoruz onları..
--"senden bir halt olmaz,salak bu çocuk, mal bu çocuk,kafası bir şeye basmıyor, eline hiç birşey yakışmıyor,tembel, pısırık" vs. gibi toplumumuzun bayıldığı ve sıkça pratik yaptığı ETİKETLEME eylemi yüzünden belki de bu kadar beyin göçü,bu kadar işsiz,bu kadar mutsuz insan var etrafımızda..Kuvvetle muhtemel bir çoğumuz bizzat maruz kalmışızdır bu tarz ithamlara..
Demem o ki ey anneler,babalar,öğretmenler, lütfen siz siz olun çocuğunuza ya da öğrencinize, negatif ilişkilendirmelerde bulunmayın, onları sahip olmadığını düşündüğünüz özellikleri yüzünden incitmek yerine,sahip oldukları güzel yönlerini,becerilerini çok da abartmadan belirtin.. İçlerindeki dehayı,cevheri görebilmeleri için elinizden geldiğince yardım edin..Maddı olanaksızlıklar diye mazeretlere de sığınmayın..siz çabalayın,yüreklendirin,engel koymayın zaten su yolunu er geç bulur..
Bu arada geçenlerde denk geldiğim başka bir gerçek hikaye de bu fikrimi perçinledi..Kısaca bahsetmek isterim..Amerika da 2 yaşında otistik tanısı konmuş bir çocuk-ki gönderildiği engelli okulunda da hiç umut olmadığı,ayakkabısını bile bağlayamayacağını belirtmiş öğretmenleri- şimdi 13 yaşında tanınmış bir üniversitede Nobel ödülüne doğru emin adımlar atmaktaymış Astronomi alanında..Nasıl mı??Annesi ondan hiç vazgeçmemiş ve depderin sularda oğluna ait inciyi aramış.. ve bulmuş da.. Zamanında otistik denen oğlunun Einstein dan daha yüksek IQ ya sahip olduğunu öğrendiğinde eminim ondan mutlusu olmamıştır..
Oğlum, sana söz..Gücüm yettiğince ben ve baban senin içindeki cevheri bulmanda yardımcı olmaya çalışacağız..Allah'tan dileğim; hep yanında, yar ve yardımcın olduğunu sana hissettirmesi..Meleklerin yoluna hep ışık tutsun bebeğim..
21.12.2014
Anne kafası ve tükenmişlik sendromu..
Uzunca bir nadas döneminin ardından yeniden merhaba canım blogum, blog arkadaşlarım, okuyan tanıdık tanımadık herkes..
Rüzgar'ın ilk yaş doğum gününden beri
yazmıyordum bloguma. Sebeplerim vardı elbet,sadece tembellik üşengeçlik ya da zamansızlık da değil üstelik..Biraz da bilerek, kasten yazmadım.Kendimi nadasa çekip, biraz olgunlaşmak,biraz dinlenmek, kendimi dinlemek istedim bu süreçte. Anne kafası oldukça ağır bassa da eş kimliğimi,'ben' liğimi de hatırlamam, yaşamam gerektiğinine kanaat kıldım. Oğlumun doğruca gelip baş köseye oturmuş olmasına lafım yok çok şükür; ama bu hal bir yerden sonra insanı tükenmişlik sendromuna götürüyormuş..Bizlerin Meryem Uzerli ile tanıştığımız bu sendrom aslında sadece çalışma hayatında da olmuyor,doğum sonrası yıllarda çocuk merkezli yasayan biz annelerde de sıkça rastlanan bir problem. Kadın hele de ilk kez doğum yaptıysa bebeğinin doğumuyla doğruca başka bir boyuta geçiş yapıyor.Sadece vücudu,hormonları değişmiyor, tüm kimyası,psikolojisi,üstüne toplumsal baskılar,mükemmel anne olma kaygısı,çocuğuna yetememe korkusu, kocasına,evine eskisi gibi vakit ayıramaması, işine gücüne ara vermiş olmak farkında olmadan kadını tüketebiliyor. Bu durumdan kurtulmanın ilk yolu -bence-önce mükemmel anne diye bir şey olmadığını kabul edip,bu sürecin hemen hemen her annenin başına geldiğini bilerek teselli bulmaktır.Sonrasında da eğer etrafınızda size yardımcı olabilecek eş,dost,aile fertleri varsa(bu kadar şanslıysanız) arada bir utanmadan kendinize vakit ayırmak için yardım istemek..Gerisi zaman içinde doğum kiloları gibi biraz azimle hallolacaktır..
Bir de lahusa depresyonu denen bi şey var ki ben pek yaşayamadım..Yaşayamadım diyorum çünkü o sıralar kocacığımın hastalıklarından bana nazlanma sırası gelememişti maalesef. Belki de şöyle demeliyim, benim lahusa depresyonum dış sebeplerden ötürü gereğinden fazla uzamıştı,öyle ki neyin depresyonu olduğunu da çözememiştim.. Her neyse..Geçti gitti diyelim..Ama bu sefer de günümün her saatini Rüzgar odaklı yaşıyor olmak tüketmeye başlamıştı beni..Ona gaz olmasın diye yediğime içtiğime dikkat etmek,okuduğum kitabın konusu, araştırdığım şeylerin içeriği,yazdığım çizdiğim şeyler(ileride bahsedeceğim), kurduğum hayaller,yaptığım planlar,mecburi uykusuzluklar, Rüzgar'ın yemesi içmesi,uyku saatine göre gezmeler,mecburi uykusuzluklar vb... bu liste uzar da gider..Şikayetçi miyim?? Haşaaa..Çok şükür annelik normalde katlanmayacağın her şeye gönüllü hizmet etmeni sağlayan bir güdü..Lakin bir yerden sonra kimlik bunalımı yaşatmıştı bana..Neyse ki bu nadas süreci bana toparlanmam için fırsat verdi ve en güncel sürümüm ile karşınızdayım efenim..Birikmiş bir çok yazı taslağım düzenlenir düzenlenmez burada:) Blog içeriği ve şablonu ile de değişiklikler peşindeyim ama o biraz zaman alabilir..
Bekleyin anacımm..
Rüzgar'ın ilk yaş doğum gününden beri
yazmıyordum bloguma. Sebeplerim vardı elbet,sadece tembellik üşengeçlik ya da zamansızlık da değil üstelik..Biraz da bilerek, kasten yazmadım.Kendimi nadasa çekip, biraz olgunlaşmak,biraz dinlenmek, kendimi dinlemek istedim bu süreçte. Anne kafası oldukça ağır bassa da eş kimliğimi,'ben' liğimi de hatırlamam, yaşamam gerektiğinine kanaat kıldım. Oğlumun doğruca gelip baş köseye oturmuş olmasına lafım yok çok şükür; ama bu hal bir yerden sonra insanı tükenmişlik sendromuna götürüyormuş..Bizlerin Meryem Uzerli ile tanıştığımız bu sendrom aslında sadece çalışma hayatında da olmuyor,doğum sonrası yıllarda çocuk merkezli yasayan biz annelerde de sıkça rastlanan bir problem. Kadın hele de ilk kez doğum yaptıysa bebeğinin doğumuyla doğruca başka bir boyuta geçiş yapıyor.Sadece vücudu,hormonları değişmiyor, tüm kimyası,psikolojisi,üstüne toplumsal baskılar,mükemmel anne olma kaygısı,çocuğuna yetememe korkusu, kocasına,evine eskisi gibi vakit ayıramaması, işine gücüne ara vermiş olmak farkında olmadan kadını tüketebiliyor. Bu durumdan kurtulmanın ilk yolu -bence-önce mükemmel anne diye bir şey olmadığını kabul edip,bu sürecin hemen hemen her annenin başına geldiğini bilerek teselli bulmaktır.Sonrasında da eğer etrafınızda size yardımcı olabilecek eş,dost,aile fertleri varsa(bu kadar şanslıysanız) arada bir utanmadan kendinize vakit ayırmak için yardım istemek..Gerisi zaman içinde doğum kiloları gibi biraz azimle hallolacaktır..Bir de lahusa depresyonu denen bi şey var ki ben pek yaşayamadım..Yaşayamadım diyorum çünkü o sıralar kocacığımın hastalıklarından bana nazlanma sırası gelememişti maalesef. Belki de şöyle demeliyim, benim lahusa depresyonum dış sebeplerden ötürü gereğinden fazla uzamıştı,öyle ki neyin depresyonu olduğunu da çözememiştim.. Her neyse..Geçti gitti diyelim..Ama bu sefer de günümün her saatini Rüzgar odaklı yaşıyor olmak tüketmeye başlamıştı beni..Ona gaz olmasın diye yediğime içtiğime dikkat etmek,okuduğum kitabın konusu, araştırdığım şeylerin içeriği,yazdığım çizdiğim şeyler(ileride bahsedeceğim), kurduğum hayaller,yaptığım planlar,mecburi uykusuzluklar, Rüzgar'ın yemesi içmesi,uyku saatine göre gezmeler,mecburi uykusuzluklar vb... bu liste uzar da gider..Şikayetçi miyim?? Haşaaa..Çok şükür annelik normalde katlanmayacağın her şeye gönüllü hizmet etmeni sağlayan bir güdü..Lakin bir yerden sonra kimlik bunalımı yaşatmıştı bana..Neyse ki bu nadas süreci bana toparlanmam için fırsat verdi ve en güncel sürümüm ile karşınızdayım efenim..Birikmiş bir çok yazı taslağım düzenlenir düzenlenmez burada:) Blog içeriği ve şablonu ile de değişiklikler peşindeyim ama o biraz zaman alabilir..
Bekleyin anacımm..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






.jpg)










