2.10.2013

Rüzgar 3 aylık..

 Bugün Rüzgar efendinin 3. ay kontrolünü de yaptırdık.Çok şükür oğluşumun gelişimi,sağlığı ve keyfi yerinde..Yaklaşık iki aydır sadece anne sütü ile beslenmesine rağmen kilo-boy artışı oldukça iyi.

Bu ayki değişiklikler şöyle :

  •  Bu aralar konuşma çabaları giderek artıyor..Biz konuşurken ağzımıza bakıp o da ağız hareketleri yapıyor..  Tükürükler çıkarıp baloncuk yapmak çok hoşuna gidiyor.
  •  İlk zamanlar pek ilgisini çekmeyen Dino'ya (kendisi aslında eşek olur) eliyle vurup sesler çıkartıyor :)
  •  Elini emmeyi hala çok seviyor. Artık elini o kadar şevkle emiyor ki şapur şupur sesler çıkarıyor.
  •  Kendi kendine yüz üstü 10-15 dk kadar etrafı izleyerek kalabiliyor. Yüz üstü yastığa dayadığımda kendini yana yuvarlayıp sırt üstü yatabiliyor.Bu demek oluyor ki en kısa zamanda oyun halisina geçiyoruz.
  •  Eli kolu gece de yerinde durmadığından ya battaniyesini açıyor ya da yüzünü kapatıyor; bu beni çok endişelendirdiğinden uyku tulumuna geçmiş bulunmaktayız.Şimdi oğlum rahat, ben rahat :)
  •  Biz bir şeyler yerken ağzımıza bakıyor ve dudaklarını yalıyor :) Buna dayanamayan babasını  yokluğumdan istifade eline geleni-baharatlı cipsler dahil- yalattırırken yakaladım.Bu durumdan Rüzgar memnun-muş, babası memnun-muş :) 
  •  Saçları nihayet dökülmeye başladı.Diplerden gelen yeni saçlar sarımsı. Kumral olacak gibi yakışıklım.Gözleri de hala mavi ama açık yeşile döner mi diye merak etmekteyiz. Gerçi doktor artık dönmez dedi ama büyükler belli olmaz diyor.
  •  Gün içinde uyku rutinimiz arada değişmekle beraber oturmaya başladı. Sabah 6.30-7.00 arası uyanıyor,beslenme ve alt değiştirmenin ardından bizim yatağımıza alıyorum, gülücüklerimizle babamızı uyandıyor sonra aşk yaşamaya hep beraber devam ediyoruz. 8.00 gibi yeniden 1-1 buçuk saatlik uyku daha. Sonra oyun süremiz uzuyor ve daha kısa uykularla akşamı yapıyoruz.Tüm işi-yemeği-keyfi onun o kısacık şekerlemelerinde yapmaya çalışıyorum.
  •  Hava güzel olduğu sürece günde bir kez uykusunu açık havada yapması için yürüyüşe çıkıyoruz.

  • Akşam babamız eve geldiğinde keyfi daha da artıyor. "Ooooo baba nerdesin yaa..7/24 annemi görmekten sıkıldım" der gibi gülücük,agu-gugu faslı başlıyor.O an itibari ile babayla sohbet 'in', benim pabucum kısa süreliğine 'out'. Babası tabii bu duruma benim bozulduğumu sanıyor olabilir ama ben Rüzgar'ı onun kucağına atmaktan gayet mesut TV karşısına kuruluyorum. 
  • Aralıklı uykularla akşam 9.00 olduğunda banyo (yaz boyunca neredeyse her akşamdı ama bu sıralar haftada 2-3 kez )- masaj-beslenme ve hoooooppp uykuuu...gece boyunca 3-4 kez beslenme için uyanıyor ve yeniden uyuyor.Maalesef ara sıra bu rutin bozulabiliyor..

Rüzgar paşayla 3 aydır günler çok kısa,koşuşturmacalı ve her şeye rağmen eğlenceli.Bakalım yazın yetmeyen gün kışın nasıl yetecek :) 

26.09.2013

Rüzgar'ın odası..

Hamilelik dönemimde Rüzgar'ın odasını hazırlarken bir iki post yazmıştım bloguma, hatırlarsınız.Hazırlıklar tamamlandıktan sonra yine yazarım diyordum ki Rüzgar efendi bize sürpriz yapmıştı ve sonrasında da hep askıya aldığım bir post olarak kalmıştı..Bugün aklıma geldi ve o gün bugündür deyip telefonumla amatörce resimlerini çekip paylaşmak istedim..




Keçeden kapı süsümüzü daha önce de bahsettiğim marifetli arkadaşım Gökçen yaptı. Şu sıralar renkli oluşuyla Rüzgar'ın da ilgisini çok çekiyor.. Buradan da çok teşekkürler canım arkadaşım..





Odamız evin en küçük odası,ancak en çok ışık alan odası olduğu için bebek odası yapmayı uygun gördük. Karyola olarak büyüyebilen modellerden seçtik ve ebatlarını normalinden 10'ar cm uzun ve geniş yaptırdık..İlk başta çok büyük olduğu için hata mı yaptık diye düşünmüştüm.Sonra kullandıkça iyi ki de böyle yaptırmışız dedim.Alt kısımda ki komodinler çıktığında (ard arda konulmuş iki komodin var) üst üste konulup şifonyer görevini görecekler..Malzeme olarak çok sağlam olduğundan yaptırdığımız firma 10 yıl çok rahat kullanabileceğimizi iddia etti..Açıkçası ben o kadar uzun vadede kullanılmasını planlamıyorum ama en azından okula başlayana kadar rahat rahat yatar içinde.. 
                                                                                           






Perde ve Halıdan daha önce bahsetmiştim. İkisinden de bir şikayetimiz yok henüz.





Sallanır emzirme (anne) koltuğu da iyi ki almışız dediğim bir parça..Renklerine Soner karar verdi ve seneye salonda baba koltuğu olarak kullanmayı hayal ediyor kendisi:D








 Elbise dolabını da iyi ki büyük yaptırmışız.Daha şimdiden Rüzgar'ın kıyafetleri,yorgan,battaniye ve nevresimleri ile doldu diyebilirim.. Bebek odası hazırlayacak olanlara dolabı mümkün mertebe büyük yaptırmalarını tavsiye ederim.
















Bu da ilk zamanlar bizim yatak odamızda yattığı park yatak.Şimdilerde eğer kendimi hasta ya da çok yorgun hissediyorsam yine bu yatakta yatırıyorum. Henüz odadan kaldırmadık..




Aslında Rüzgar iki aylık olduktan sonra kendi odasında yatmaya başladı. Daha hiçbir şeyin farkında değilken yatağına alışsın istedim..İlk zamanlar bana zor geldi onunla ayrı odalarda yatmak ama, sanırım en doğrusu herkesin kendi özelinin olması.Şimdi ikimiz de alıştık bu duruma..Zaten okuduğum uzmanlar ve çocuğunu zamanında ayıramayan eş dost anneler de belli bir zamandan sonra bebeğin mümkünse ayrı odada yatırılmasını tavsiye ediyor.

İşte oğlumun odası böyle..İkimiz de bu oda da vakit geçirmeyi seviyoruz..

24.09.2013

Ahh senin o ellerin..

Seninle ilk karşılaşmamızda kokunu içime çekip gözlerine baktıktan sonra, çoğu anne gibi ellerine baktım,birer birer parmaklarına dokundum,sonra ayaklarına bakıp öptüm her birini..Öyle güzeldin ki,bana özeldin..İç içe geçirdiğimiz onlarca günden sonra artık kollarımdaydın..Ultrasonda gördüğüm o minicik ellerin artık kanlı canlı avuçlarımın içindeydi..
Maalesef ilk geceyi beraber geçiremedik..Sabaha karşı doktorlardan zorla izin alarak senin yanına geldiğimde,küvezin o ufacık deliklerinden elimi sana uzatmıştım..'Sakın korkma annecim,ben burdayım' derken sana,gözlerimden akan yaşı görmüşcesine öyle sıkmıştınki parmağımı ; 'sakın üzülme anne,ben iyiyim ' demiştin bana ellerinle farkında olmadan..Sonra çok şükür geçti o günler..Ellerin yumuk yumuk oldu her geçen gün avuçlarımda..Uyurken hep kolların havada,ellerin başının iki yanında..İlk zamanlar kendi ellerinden irkilirdin bazen..Yine de örtünün altına koyamazdık ellerini..Yüzünü çizmemen için eldiven takmamı söyledi herkes..Haksız da değillerdi hani..Tırnakların o kadar hızlı uzuyorlardı ki yüzünü çizmene bir türlü engel olamıyordum..Hala da olamıyorum..Lakin ikimiz de sevmiyoruz eldivenleri..Sen dokunmak istiyorsun her gördüğün yeni şeye..Bense dokunmanı istiyorum ellerinle tenime..Her geçen gün ellerin büyüdü,sen büyüdün,ben seninle büyüdüm..
Oyunlar oynamaya başladık beraber..ilk başta monologlar halindeydi sohbetlerimiz..Derken diyaloglara dönüşmeye başladı..Ben seninle konuşurken sen garip sesler çıkarıyor ellerini,ayaklarını yukarı aşağı hareket ettiriyorsun..Babanla dalga geçiyoruz bazen biraz daha çırpınırsan uçacaksın diye :)
 İki aylık olduğunda ellerini keşfettin birden bire..sana aldığımız o rengarenk dino ve köpiş bile bu kadar ilgini çekmemişti..Sanki ilk kez görüyormuşsun gibi dikkatle dakikalarca seyrediyordun ellerini..Bense senin kendini keşfetmeni seyrediyorum gururla..Kendinde keşfettiğin ilk şeydi ellerin..Büyüdüğünde 'KENDİNİ' keşfedebilmen ise benim en büyük dileğim..
İki buçuk aylık olduğunda tadına bakmak istedin ellerinin..İşte durum o vakit hal değiştirmeye başladı..her bebek gibi senin de ellerini ağzına götürüyor olman kötü bir şey değil elbet..Lakin sen olayı biraz abarttın ve şimdilerde tüm elini ağzına sokmaya çalışarak mideni bulandırıyorsun..O da yetmezmiş gibi meme emmek yerine ellerini tercih ediyorsun..Dahası meme emdiğin sıralarda bile kafanı kaldırıp aradan ellerini ağzına sokmaya çalışıyorsun..Yazarken bile o sahneler aklıma geliyor ve gülmeden edemiyorum..tabii ki önce çok endişelendim memeyi bırakacaksın diye ama ellerinin karın doyurmadığını anladığında yine aynı ellerinle sarılıyorsun memeye:D
Ahhh o ellerin..Hiç kimsenin, yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur..

11.09.2013

Merhaba..

Uzunca bir süredir yazmadığımın farkındayım,lakin bu sıralar tahmin edersiniz ki oğluşum çokça vaktimi alıyor..Tabii onun yanı sıra gelip giden misafirlerimiz,sevdiklerimiz de olduğundan, haliyle biraz ihmal ettim bloğumu..Neyse ki şu an tatlı bıdığım uyuyor da günler önce başladığım bu postumu tamamlama fırsatı buluyorum..
Rüzgar gün itibari ile 75günlük oldu..Günler onunla ne de hızlı geçiyor..İnanın günlerce evden çıkmadığım oldu ilk zamanlar ve hiç mi hiç sıkılmadım diyebilirim..Gerçi ilk zamanlar hayatımız gereğinden fazla maceralıydı,sıkılmaya vaktimiz olmamıştı..Sonrasında da zaten bayramdı, kırkıydı, mevlüdüydü derken zaman akmış..
Bayramın ilk günü Rüzgarla namı değer 'kırk' olayını savdık..Kırk uçurmaya da çok sevdiğimiz arkadaşlarımız Gökçen-Mehmet çiftine gittik..Canım arkadaşım bu geleneği tüm detaylarıyla araştırıp,kendinden güzellikler katarak beni çok ama çok mutlu etti.
Ne mi yapmış? Ne yapmamış ki...
Öncelikle Rüzgar'a çok şık bir bayramlık elbise almış teyzesi ve üzerine de güzel bir not iliştirmiş...
Yanı sıra geleneklerde yeri olan, kırk uçurmaya gidilen evin sahibinin bebeğe verdiği Yumurta,Un,Ekmek,Şeker,Tuz,Çörek Otu,Pirinç,Pamuk,Bozuk Para ve"kırk banyo suyuna" katılmak üzere 40 tane taş,cam nazar boncuğu ve altın..Tüm bunlar üzerlerinde çok ama çok anlamlı ve okudukça duygulandığım dilekler iliştirilerek ufak poşetlere konulmuş.. Yani adette ne var ne yoksa fazlasıyla,en şirin şekilde emek ve dua katarak hazırlamış oğlumun Gökçen teyzesi..Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır..Yoğun ev ve iş temposuna rağmen oğlumun ve benim bu özel günlerimize anlam katan değerli kişilerdendir kendileri..Seviyoruz seni Gökçeeeeeeeeeeeeeennnnnn...
Bayram geçip,biz bize kaldığımızda,yani Rüzgar 44 günlükken biberonu,dolayısıyla mamayı reddetti..Önce şaşkınlık ve panik duygularını iç içe yaşadım.."Allah mamayı almazsa aç kalır oğlum,benim sütüm onu doyurmaz,yetmez asla" diye düşünüp bir kaç biberon mamayı heba ettim..Her zaman lokur lokur içtiği mamayı verdiğimde bu sefer yüzünü ekşitip,diliyle itmeye başladı bizim bıdık..Soner almadığına ve ağlamadığına göre sütün yetiyordur,zorlama dedi -ki haklıydı..Ve -maşallah- o günden beri sadece anne sütü ile besliyorum oğlumu..Aslına bakarsanız bu durumdan hepimiz karlı çıktık..Babamız mama almaktan kurtuldu,oğlum tamamen ve sadece anne sütü ile beslenmeye başladı ve ben de hem emzirerek kalori yakıyor hem de sürekli mama hazırlama,biberon steril etme,su kaynatma ve her yere taşıma zahmetlerinden kurtulmuş oldum.Bol bol su içmeye,sıvı tüketmeye devam..
Bu 2 aylık süre zarfında oğlumun maşallah boy-kilo artışı olması gerektiği gibi..
Polisitemiye dair hiç bir iz kalmadı,yani oğlum normal ten rengine kavuştu,kan değerleri düzene girdi..
Çok şükür kolik gibi bir sıkıntımız olmadı,ama ara sıra gaz problemimiz oluyor..
En büyük sıkıntımız  kaka yaparken zorlanmak..Bizim oğlan makat kasları yerine karın kaslarını kasıyormuş ve canı acıyor dolayısıyla..Neyse ki yavaş yavaş öğrenmeye başladı..
Boncuk gözlüm artık bize gülümsüyor,konusanları pür dikkat dinliyor ve yeni yeni sesler çıkarmaya çalışıyor..
Kucakta uyumayı,özellikle babasının göbüşünde uyumayı çok seviyor.Her ne kadar büyükler kucağına alıştırma zorlanırsın sonra deselerde ben severek,büyük bir zevkle oğlumu kucağıma alıyor,onunla aşk yaşıyorum..Çünkü bu günlerini ikimizde yeniden yaşayamayacağız ve bebeklerin yalnızlık çekmemesi,öz güveni geliştirebilmesi için anne-baba kucağına,temasına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum..
Gece uykuları git gide daha uzun bloklar halinde olmaya başladı, ama gündüzleri iş yapmak,kendime de azıcık zaman ayırmak na-mümkün henüz..
Mümkün olduğunca açık havaya çıkıyoruz oğlumla..Park, bahçe, kısa mesafede arkadaşlara hep bebek arabamızla gidiyoruz..Hem oğlum temiz hava alıyor hem ben yürüyüş yapmış oluyorum..Doktorum henüz koşu bandını önermiyor..Ben de güzel havaları mümkün mertebe değerlendiriyorum..
Her geçen gün daha da yakışıklı oluyor Rüzgar oğlum..İlk başlarda sıkça babasına benzetilirken,şimdilerde herkes bana benzetmeye başladı..Bu durum o kadar hoşuma gidiyor ki ilk zamanlar içten içe kıskanmışım demek ki Soner'e benzetilmesini diyorum..
Bu arada Rüzgar'ın resimlerini Instagram da paylaşıyorum..Blogdaki Instagram resmine tıklayarak oradan da takip edebilirsiniz.. Ve bloğumu okuyan sevgili okurlarım ve arkadaslarım,eğer bloğumu takip ederseniz,"bu siteye katılın " linkine tıklarsanız çok memnun olurum:D





12.08.2013

"Ne çektin be Pınar.."

Bu aralar Yalan Dünya dizisinin Vasfiye teyzesi kulağımda sıkça çınlar oldu.."ne çektin be Pınar"..simdi siz yine ne oldu yahu diyeceksiniz -ki hak veriyorum-benim hayatim bu aralar klasik Yesilçam dramalarına dondu diyebilirim..Ya da öyle güçlü bir nazara geldik ki sonu nereye varacak kestiremiyorum..Gelelim sadede .Çok uzatmayacağım..sadece bu geçtiğimiz 40 gün içinde esim zatürre oldu ve hastanede yattı,tam onu çıkardık derken de eve geldiğimizde eve hırsız girdiğini öğrendik..Bilgisayarımız da çalınanlar arasında olduğundan bir süredir yazamıyorum bloga..simdi okuyunca saka gibi geliyor olabilir kulağınıza ama vallahi de gerçek..:)

Kissadan hisse:yaz gunu de zature olunabiliyormus ve evinizi mutlaka esyalariyla sigortalatmak gerekiyormus..

Nihayetinde kocam sagligina kavustu cok sukur..gidenler de kasimizin gozumuzun sadakasi olsun diyerek sineye cekildi..bu arada guzel olan birsey var ki cok sukur oglum da polisitemiye dair hicbirsey kalmadi.. ilk 40 gunumuzu sarilik olmadan atlatmayi da basardik..
Ruzgar simdi 46 gunluk..ilk bayramimizi gecirdik birlikte..Allah oglumun buyuyup bayram harcligi istedigi gunleri de gostersin bize..:)

Oglumla herseye dayanmak daha kolay,hayat daha anlamli ve gunler daha renkli..bundan sonra duzenimiz oturacak,hersey rayina girecek umarim..ve yakinda ogluma dair eglenceli ve yeni deneyimlerimi paylasacagim burda..simdiden cok sey birikti bile..;)
Herkese sevgiler..

28.07.2013

Ruzgar dogdu.. ve onunla bir 'anne' de dogdu..

Uzunca bir aradan sonra yeniden merhaba..Artık oğlum,Rüzgar, bizimle,evimizde.. Aslında bugün tam 1 aylik oldu Rüzgar hayata,bizlere merhaba diyeli..Yani benim namı değer "fırtına" oğlum tam 35+5 de,normalden 1 ay kadar erken dünyaya geldi..Geldi de ne geldi..Esti savurdu hepimizi.. Anlayacağınız bizim hikayemiz pek de güzel başlamadı..Daha önce de bahsettiğim yüksek riskli gebelik durumum olayları biraz hızlandırdı ve ne yazık ki bana,sevgilime,bebeğime ve yakınlarımıza ciddi anlamda stresli günler geçirtti. Lakin -çok şükür- oğlum şimdi bizimle,evimizde..Anladım ki; onun varlığı,bir bakışı,kokusu her türlü zorluğu katlanır kılmaya yetiyor..Sabrımın,psikolojimin sınırlarında gezinirken 'Anne' kelimesinin manasını gerçek anlamıyla kavradım..
Gelelim bizim hikayemize..

Her şey 24 Haziran sabahı, eşimle 35 haftadır gittiğimiz hastaneye ilk NST randevumuz için gitmemizle başladı.Kendi doktorum tatil için yurt dışında bulunduğundan sonuçlara başka bir jinekolog bakacaktı. NST sonucumla Nida Hanımın yanına vardığımda ciddi bir sancı olduğunu söyledi.İşin tuhaf yanı ben sancı namına hiç bir şey hissetmiyordum. Bir iki gün öncesinde hafiften karın ağrılarım vardı ama o sabah hiç bir şeyim yoktu. Gittiğim hastanede yeni doğan yoğun bakım ünitesi olmadığından 37 haftanın öncesindeki doğumları kabul etmiyorlardı. Bu sebeple beni Ankara'daki en donanımlı kadın doğum hastanesi olan Zekai Tahir Burak Kadın Doğum hastanesine sevk ettiler.Zaten yüksek riskli gebeliğim olduğundan ve bebeğim USG ye göre 1 ay önde göründüğünden, belki de bebeği bekletmeden alabileceklerini, derhal hastaneye gitmemizi söyledi..O an eşimle şaşkınlık içindeydik..O gün evden sıradan bir kontrol için çıkmıştık,şimdi ise doğumdan bahsediyordu doktor,hem de hiç bilmediğim,gitmediğim bir hastanede..Hem daha hazırlıklarımız tamamlanmamıştı..Ben her şeyi düzenleyip,hazırlayıp,kocamla,sevdiklerimle,annemle gitmek istiyordum doğuma..Selçuk Bey karşılayacaktı kocamla beni ameliyathanede...ama olmadi..
Zekai Tahir Burak kadin doguma varinca acil kapisina yoneldik..Burdan oteye Soner'i almadilar..Tamamen yalnizdim..ve tum beni bekleyen kaba muamele ve muayenelerle tek basima yuzlesecektim..acildeki  ilk muayeneden sonra beni Yrg (Yuksek riskli gebelik)bolumune yolladilar ki asil olay burada basladi..Ilk gittigim yakin izlem odasinda ciglik cigliga yatan bir cok kadin vardi..Beni de oraya yatirdilar..Kendimi tutamiyordum..Engel olamadigim aglamalarimdan olsa gerek tansiyonum 17/9  olmustu..Ardi ardina muayeneler,kan almalar,damar yolu acmalar vs. En son serum takip beni bana biraktiklarinda kendimi ne denli caresiz ve yalniz hissettigimi anlatamam..neden katlaniyordum ki bu iskenceye..kalkip gitsem ya..derken bebegim icin belki de burada kalmaliyim..oyle ya doktor buraya yolladi,hem burasi yeni dogan konusunda avrupanin 3.en iyi hastanesiymis.. ve diren Pinar diyerek katlanmaya karar verdim..bilmiyorum..belki simdi olsa ayni durum asla katlanmazdim ..ama beni daha nelerin bekledigini nereden bilecektim ki..bu odadan baska odaya sevk ettiklerinde gordum ilk kez esimi ve yakinlarimi..ve yine acilir musluklar..bana ozel oda ayarlamaya calismislar ama bulamamislar..bu yuzden 7 kisilik bir odaya alindim..refakatci yasak..ziyaret oglen 1 saat ..surekli hemsireler gelip kan,seker testi,NST vs.yapiyorlar..yemeklerse hic hatirlanasi degildi..herkesin menusu ayriydi..malum hepimisz riskli gebelik geciriyorduk..benim kolestazim,tansiyonum,diabet riskim oldugundan yagli,tatli,tuzlu yasakti..ac kalmistim yani..hem de hamile hamile..disaridan bir sey yemek de yasak..o sekilde 3 gun kaldim. Cok sukur teyzem ve eltim Nur-ki kendisi kardesten otedir benim icin- kacamak yaparak,guvenlige pasta borek ismarlayarak falan yanimda kaldilar..
Bu 3 gun icinde amniyosentez yapilarak bebegimin ciger gelisiminin tamamlanip tamamlanmadigina bakildi..cunku bebisim 36 haftalik olmasina ragmen 41 haftalik gorunuyordu..Kolestazim vardi..Bu yuzden daha fazla iceride tutulmamaliydi..ben de seker suphesi bos cikti..bebegimin kilosunun sekerle alakasi yoktu..ve dogum karari verildi..ama yontem kesin degildi..ben mutlaka sezaryen olsun istiyordum..suni sanciyla gunlerce bekletilen kizlari gormustum..hem daha fazla muayeneye katlanamazdim..ama o is oyle kolay degildi..normal olmamasi icin sebep yokmus..halbuki ben de ne sanci var ne de acilma.. netice de psikolog talep ettim ve sezeryana ikna ettim..ameliyat gunu annem ve esim yolladi beni ameliyathaneye..yine tektim.. son hazirliklar yapildi..spinal anestezi ile sezaryen..ameliyathaneyi anlatmak bile istemiyorum..sadece hic steril degildi..ameliyat basladiktan kisa bir sure sonra bebegimin sesini duydum..o an her seyi unutmustum..yanima getirdiklerinde icim icime sigmadi sanki..ilk temas oracikta oldu oglumla..doktor bebegimi muayene ederken oglum agliyordu..bense hep konustum onunla..seslendim bebegime..hosgeldin oglum..seni cok seviyorum..korkma ben hep yanindayim diye..odaya gonderilmemiz biraz zaman aldi..odaya vardigimizda-ozel oda ayarlayabilmislerdi-sevdiklerimiz bizi bekliyordu.Oda suslemelerimiz yoktu,ama sevgilim,kocam,
 oglumuz icin rengarenk balonlar almisti..
Bundan sonra hikayenin ikinci bolumu baslar.. Ruzgar bey on plandadir artik.

Odada bebegimi emzirmeye calisirken ne kadar da kirmizi oldugunu fark ettik.Once buyukler "normaldir..bazi bebekler kirmizi olur"dediler..sonra onlar da emin olamayip hemsirelere sordular ki yanit ayniydi.."bebektir,olur"..ancak aksam ilerleyen saatlerde gelen baska bir hemsire bu durumdan emin olamayip bebegimi goturdu..ve artik bebegim kuveze alinmisti.polisitemi denilen dogum aninda anneden bebege fazla kan gecmesi diye tanimlanabilecek bir problem..(baska bir postta bu problemden bahsedecegim)
Sonrasinda 4 gece 5 gun Ruzgarla kuvez ve yakin izlem olmak uzere hastanede yattik..Beni dogumdan iki gun sonra taburcu etmek istediler ama ben evime bebegimsiz girmek istemedigimden aile odasi dedikleri bebegin emzirilmek icin annesi ile kaldigi,bebek icin port dedikleri yatak ve monitorlerden baska bir de anne icin yatmak,oturmak,emzirmek amacli sandayeden bozma bir berjerin bulundugu odada kaldik..Sezeryanli bir sekilde hem de o psikolojiyle hic de kolay gecmeyen 4 gece..
Neyse ki cok sukur artik evimizdeyiz..Bebegim saglikli..Bu zor gunlerin de vardir bir hayirli sebebi diyerek oglumla gecirdigim ve gecirecegimiz guzel gunlere odaklandim artik..
Artik anneyim..
Oglum ve sevgilimle kucuk ama kocaman bir aileyiz..
Seviyorum seni oglum varligini ogrendigim ilk gunden beri her gun artan,babana olan askima tek rakip,tarifsiz bir askla seviyorum seni..iyi ki varsin..ve hep var ol..


18.06.2013

Zor bir gün daha ve o günün doğum hikayesi..

Gerçekten de dün hamileliğimin en zor günlerinden biriydi.Çok şükür bunu da atlattık,ve şimdi daha iyiyiz oğlumla..Ne mi oldu peki?Aslında gün her zamanki gibi başlamıştı.Gece hiç uyuyamadığım için yorgun hissediyordum,duşumu aldım ve havanın rüzgarlı olmasından cesaretlenip arkadaşıma (eltime) kahvaltıya gittim. sonrasında üzerimdeki o yorgunluk hissi giderek artmaya başladı ve nefesim ikimize birden yetmez oldu. Kesik kesik,ağızdan nefes alıyordum. Karnım iyice büyüdüğünden hiç bir şekilde uzanamıyordum. Yüzüm,ayaklarım daha da şişmiş gibi geldi bana. Derken tansiyonumu ölçtürdüm ve sonuç 13/8. Limonlu su içip,yarım saat kadar uyuyarak düşürmeye çalıştım,ama sonrasında sonuç değişmemişti. Korkunç bir baş ağrısı ve halsizlik beni çıldırtıyordu.Doktorum yurt dışı gezisinde olduğundan kendisine ulaşamadım,ve hastanemi aradım.Çünkü doktorum bu tarz bir durumda fırsat kaybetmeden hastaneye gitmemi söylemişti. Her neyse,hastaneye gidip diğer kadın doğum uzmanına göründüm.Tansiyonum 15/9'a yükselmişti ki doktor hemen usg kontrolu ile bebeğin durumunu kontrol etti.Çok şükür Rüzgar iyiydi. Tansiyonum çok yüksek olduğundan, hali hazırda bir kolestaz hastası olduğumdan ve gittiğim hastanenin bebek yoğun bakımı olmadığından  beni daha teşekküllü bir hastaneye,devlete ait bir kadın doğum hastanesine sevk etti.Ve muhtemelen seni yatırıp gözetim altında tutabilirler ve gerekirse bebeği doğurtabilirler diye ekledi. Tabii ben başladım ağlamaya..Bilmiyorum,ama bir türlü engel olamıyordum kendime..Benim bebeğim daha küçük,biz daha hazır değiliz,ben 35 haftadır gittiğim hastanede ve kendi doktorumla,önceden hazırlıklı bir şekilde doğum yapmak istiyorum,annem daha gelmedi,hala eksiklerimiz var, doğum çantam bile daha tam istediğim gibi hazır değil vs.diye geçiriyordum aklımdan.
Neyse,düştük yollara..Malesef,navigasyon cihazı bizi önce sevk edildiğimiz hastanenin eski binasına götürdü.Gittiğimiz yerde,acile eşimi almadılar.Beni bir kadın hasta bakıcı ürkütücü bir odaya götürdü ve ilk olarak vajinal muayene için bir koltuğa yönlendirdi.Hemen karşı çıktım.Böyle bir şey istemiyorum, hem doktor bile görmedim henüz,şikayetimi bile sormadan buna hakkınız yok diyerek odadan çıktım.Bu sefer doğru hastaneyi bulduk ve Soner'i acile yine almadılar.Yine tektim.Ürktüm. Buradaki hemşireler daha sıcak,daha mantıklı hareket ediyorlardı. Vajinal muayene isteyip istemediğimi sordular yine ilk soru olarak ve istemediğime dair bir evrak imzalattılar.Akabinde tansiyon ölçümü,idrar-kan tahlili ve NST şeklinde devam etti muayenem.Bu NST cihazı ile ilk tanışmamızdı.Bebeğim de yadırgamış olacak ki çok kıpır kıpırdı. Muayenelerden sonra nihayet doktorla görüştüm.Genç,samimi,bilgili görünen bir doktordu.konuşup beni rahatlattıktan sonra usg de bebeğime baktı.Bebek çok şükür iyi ve hatta biraz fazla iri dedi.37. haftasında görünüyormuş USG ye göre."Nasıl olur,biz daha 35 haftalığız,hem söylediğiniz kilo 1 hafta öncekinden 1 kilo fazla.Bu kadar kısa sürede 1 kilo alabilir mi bebek??" diye sormaktan kendimi alamadım. Doktor da "cihazlar arası fark olabilir,ama ben yanıldığımı sanmıyorum,bebeğiniz normalin üzerinde" diye yanıtlayınca ve son zamanlarda ne kadar ağırlaştığımı,her görenin doğum yarın mı tarzı sorularla karnımın iriliğine şaşırması falan aklıma gelince açıkçası kendisine hak verdim. Benim doktorum da gelişimi önde diyiyordu ama bu kadarını beklemiyordum.Şimdi daha önümüzde 4 hafta olduğunu düşününce korkmaya başladım..:) Maşallah,oğluşum hep dua ettiğim gibi ele avuca kolay gelecek gibi..Ama tabii ki en önemlisi sağlıklı olması,kilo çok da önemli değil..
Neyse, dünkü hikayemize geri dönelim..NST de sancı görülmedi, kan tahlili sonuçlarımda kolestazıma dair değerler hala yüksekti ama ben zaten durumu belirtmiş ve tedaviye başladığımızı söylemiştim. İdrar tahlilimde de Protein gözlemlenmemişti ki bu da korkulan Pre-eklampsi olayından yırttığımızın göstergesiydi.Tansiyonum bu süreç içerisinde 2 kez daha ölçülmüştü ve her defasında daha da düşmüştü. tüm bunlara dayanarak doktor yine de istersem yatış verebileceğini ve gözetim altında tutabileceklerini söyledi.Açıkçası bunu bana sorması,fikrime değer vermesi bile hoşuma gitmişti.Ben de eve gelme seçeneğini seçtim.

Hastanede yaklaşık 2 saat kadar kaldık, ve bu süre zarfında çok farklı hikayeler gözlemledim. NST odasında  43. haftasını doldurmak üzere olan ve NST de hala hiç sancısı görünmeyen bir kadın vardı.Doktorlar sürekli onun bu durumu hakkında şakalaşıyorlar ve artık zorla (suni sancıyla) bu gece bu kızı doğurtacaklarını söylüyorlardı. O kadınla yaptığımız kısa sohbetten; sürekli takibini yapan bir doktoru olmadığını, en son 1 buçuk ay önce bebeğini USG de gördüğünü, eşini refakatçi almadıklarını,tek bir bayan refakatçi hakkı olduğunu,5 kişilik odalarda kalındığını öğrendim.Ama bu o bayanın 2. kez o hastanedeki doğumu imiş ve doktorlardan memnunmuş.Kadın memnun olduğuna göre onun açısından sorun yoktu..

Sonra bir ara güvenlik görevlileri koşarak içeri girdiler ve arabada doğum yapmış bir kadının geldiğini söylediler.Tüm acil servis merak ve panikle dışarı çıktı. Ben şok olmuştum ve inşallah iyidirler diye dua etmeye başlamıştım ki hemşirelerden biri içeri kucağında bir beze sarılmış bebekle girdi.Bebek ağlamıyordu,sanki hemen adapte olmuş gibiydi hayata..Ufacıktı.. Daha sonra erkek olduğunu öğrendim. Peşinden tekerlekli sandalyede çiçeği burnunda anne girdi kapıdan. Kadın da tıpkı bebeği gibi fazla sakindi.Hatta ben onlardan daha telaşlıydım. Uzun eteğinin altında çıplak ayakları kanlıydı. Doktor başında sorular soruyordu. Yarım saat kadar önce,yolda gelirken, kayın validesi doğurtmuştu ve kordonunu da kendileri kesmişti. O kadar sakindi ki anlatırken..Kayın validesi olduğunu düşündüğüm,Türkçe bilmeyen,alnında şu aşiret filmlerindeki gibi mavi bir dövme olan bir kadın da yanına geldi ve bebek nerede der gibi etrafa bakınıp,konuşuyordu.

Eve dönerken hala kadının ve bebeğin sakinliğini düşünüyordum.Kadının yolda doğum yapmış olmasını o kadar da yadırgamadım. Sonuçta -Allah korusun- her gebenin başına gelebilecek bir durum.Ama o kadın bu olayı çok hafif atlatmış gibiydi. Sonra kendimi düşündüm; bir kaç saat öncesinde erken doğum yapma riskimi duyduğumda, başka bir hastanede,başka doktorlarla bebeğimi doğurma ihtimali bile beni mahvetmişti. Bu kıssadan nasıl bir hisse çıkarılır bilmiyorum ama Allah herkese gönlüne göre,sağlıklı doğumlar nasip etsin demekten kendimi alamıyorum.

Yine çok uzun bir yazı olmuş..Ama bu biraz da bilinçli oldu diyebilirim. Evlendiğimden beri ilk kez bir devlet hastanesine gittim. Söz konusu hamilelikle ilgili bir şikayet olunca devlet hastanelerinde durumun nasıl olduğunu sizlerle de paylaşmak istedim.Dilerim Allah her gebeye dilediği gibi bir doğum hikayesi yaşatır ve bilinçli,şefkatli, merhametli hastane personelleri ile karşılaştırır..