27.02.2015

X ve Y`nin Z ile imtihanı..



Merhaba Y kuşağı sakinleri ve Z kusağı ebeveynleri..
Lütfen benim için X kuşağı yakınlarınıza ve ya `sessiz kuşak` tan anne - babalarınıza bir sorar mısınız, acaba bu bitmeyen büyüme atakları, sancılı sendromlar sadece Z kuşağına mı özgü yoksa bu Z lilerin değil de biz Y lilerin uydurduğu birşey mi??? Zira bu aralar bizim evde bir X,Y,Z çatışması patlak vermek üzere de...

 Eminim şimdi bir çoğunuz neden böyle çok bilinmeyenli matematik denklemi gibi konuştuğumu merak ediyorsunuzdur.Ama durum biraz da öyle ve maalesef benim matematiğim de pek iyi sayılmaz..Hemen probleme açıklık getireyim o halde..

Konuya ilk olarak şu bilinmeyenlerden başlayayım..X,Y,Z ve sessiz kuşak terimleri benim uydurduğum birsey değil elbet;dünya genelinde kuşaklara verilmiş adlar bunlar. Olayın özü şöyle ki; anne-babalarımiz (1945-1964) sessiz kuşak mensupları, 1965-1980 aralığında doğanlar X kuşağı sakinleri, 1981-2000 yılları arasi doğan ahali -yani en yaşlısı 34 en genci 14 yaşlarında olan bizim kuşak Y ve biz Y lilerin çocukları olan yepyeni nesil 2000 sonrası çocuklar da Z.. Bu kuşakların özelliklerini az çok kendinizden ve çevrenizden gözlemleyebiliyorsunuzdur.Genelinde sakin, sebatkar,uyumlu bir nesilmiş bizim ebeveynlerimizin ssesiz kuşağı. Teknoloji ile imtihanları siyah-beyaz TV, merdaneli çamaşır makinesi,çevirmeli ev telefonu kadarmış..X kusağı ise sokaklarda rahat rahat geç saatlere kadar oynamis, tek kanalli yayından çok kanalli renkli TV ye geçmiş, ilk kez otomatik çamaşir makinesi ile müjdelenmiş, ve kocaman cep telefonlari ile çağ atlamış bir kuşak.. Y kuşağı ise doğumundan yetişkinliğine kadar bir çok teknolojik yeniliğe şahitlik etmiş,kendini önceki kuşaklara anlatamamış, internet ve sosyal medya bağımlısı,öyleki üzerinden bütünleşerek neredeyse devrim bile yapabilen, önceki nesillerden tamamen farkli, bir yandan daha aydinlik, daha yenilikçi,pratik ve çok yönlü öte yandan daha tehlikeli,daha asosyal,daha baş kaldıran, daha unutkan bir nesil..Z kuşağı ise DNA sında teknoloji olan,internete, akıllı telefonlara,tabletlere doğan,ışık çağı bebeleri..


Artık problemin tarihçesini bildiğimize göre gelelim problemin kendisine..benim güzel,sakin çekirdek ailem X kuşağının son demlerini yaşamış bir babadan, Y kuşağından bir anne ve Z kuşağının en taze üyelerinden bir bebekten oluşuyor.Lakin bugünlerde Ruzgar bebenin artık 20. ayına girmesiyle sakinliğimiz yerini hareketli ve biraz da stresli günlere bırakıyor gibi. Anlayacağınız bizim hanede `terrible two`çanları çalmaya başladı.. Şimdi ben çok araftayım,acaba bu Z kuşaği bebelerinin bitmek bilmeyen büyüme atakları, sendromlari vs yeni türemiş,sadece onlara has bir durum mudur,yoksa biz teknoloji bağımlısi,bebeğe dair sanal gerçek alemde ne var ne yoksa her yönden tüketen Y kuşağı annelerin uydurduğu bir şey midir???
Hani bilelim de ona göre önlem alalım di mi:-) :-) :-) :-)



20.02.2015

maria montessori ve montessori aktiviteleri..

Maria Montessori adini cocugu olan yeni nesil annelerin bir cogunun bildigini saniyorum. Kendisi 1870-1952 yillari arasinda yasamis bir italyan bilim insani ve egitimci.Kurucusu oldugu bu alternatif egitim metodu dunya capinda kabul gormus ve yillardir bir cok ulkede yaygin vaziyette kurum ve ailelerce uygulanmakta.. M.Montessori  yontemi nedir, nasil isler, neyi amaclar sorularina internette bir cok web sitesi,blog ve ya kitap ve makalelerden rahatlikla detayli cevap bulunabilir. Ama benim anladigim kisaca; bebege dogdugu andan itibaren bir birey gibi yaklasan,ona ve ozgurluklerine saygi duymayi benimseyen, bebegi/cocugu yetiskinlerin hayatina ayak uydurmak zorunda birakmadan, onun yasam alanlarini ona ve ihtiyaclarina gore onceden sekillendimeyi baz alan bir yontem. Bu ekole gore cocuk kimsenin dayatmasi, zorlamasi olmadan, hayati kendisi icin uygun hale getirilmis bir cevrede kendi kendine ogrenebilmeli. Yani daha bebekken bile yer yataginda yatirilip, istediginde kalkip rahatca hareket edebilmeli,kiyafetleri, oyuncaklari,kitaplari vs. hep onun ulasabilecegi ve duzenli bir sekilde konumlandirilmali,devasa ve kalabalik mobilyalar,karmakarisik cin mali elektronik oyncaklardan ziyade cocugun ihtiyaci kadar esyalar iceren, ince-kaba motor gelisimini destekleyen ahsap oyuncaklar tercih edilmeli ki cocuk ozgur ve kendi isini kendi gorebilen bir birey olabilmeyi basarsin. Oyunlar ve aktiviteler cocugun rahatca hareket edebildigi, kendi hizina ve kapasitesine gore ilerleyen, egitmen ve ya ebeveyn tarafindan onceden hazirlanmis materyaller kullanilarak , kontrollu bir ortamda gerceklestiriliyor. Tum bu etkinliklerin amaci da cocugun sonuctan ziyade surecten haz almasini saglamak ve bir konuda basarili ya da basarisiz oldugunu kendi deneyimleyerek ogrenmesine olanak sunmak.

M. Montessori ekolunun disinda da alternatif egitim metodlari mevcut. Waldorf , Reggio Emilia, Summerhill gibi Avrupa ve Amerika`da yillardir mevcut egitim sistemine alternatif olarak turemis ekoller son yillarda Turkiye`de de var. Ama zannimca en yaygin ve mevcut egitime daha kolay entegre edileni Montessori teyzemin sistemi. Ben bu saydigim sistemleri uzun zamandir yerli yabanci yayinlardan faydalanarak inceliyorum. Malum egitim onemli ve hali hazirdaki egitim sistemimiz icler acisi..Vardigim kanaat ise hic bir ekole tamamen bagli olmadan, sahip oldugum sosyal ve kulturel ortamlari da baz alarak kendimce elimden gelen en uygun sekilde yetistirmek oglumu..Cunku her birinde icime sinmeyen noktalar, kafami kurcalayan ve suphe uyandiran hususlar var maalesef.

Montessori yaklasimini baz alan ana okullari,kres ve oyun atolyeleri cokca var yurt genelinde. Ben bir cok fikir ve yontemini de dogru buldugum icin Ruzgar la evde bolca montessori aktivitesi yapiyoruz. Oyunlar icin kaynak ve gorselleri instagram,pinterest,facebook ya da bir cok blogdan ediniyorum. Ruzgar in yasina uygun oldugunu dusundugum etkinlikleri genellikle o uyurken hazirliyorum, sonra da beraberce egleniyoruz..Bu arada bu yaklasimin en guzel yanlarindan biri debaktivitelerin az ve ucuz,kolay bulunabilen malzemelerle yapilabilir olmasi..

Buyrun bunlar da bizim oynadigimiz oyunlardan bazilari..bir cogunun resmini cekmemisim malesef..Su karli soguk gunlerde bebeleri evde oyalamaniz icin fikir olur belki:-) 
 Bu egitici kartlar Arzu teyzesinden hediye Ruzgar`a. 8-9  aydir gosteriyorum ve simdilerde nerdeyse butun kartlari taniyor, ters cevirme, ve hafiza oyunu seklinde kullaniyoruz.
 Sesnsory-duyusal oyunlarina bir ornek olarak hazirladigim ciftlik temali oyun havuzu.Farkli temalarda uyarlanmis havuzlar da yaptik;  gol,deniz ve santiye gibi..
 Toplarla ve kagit bardak/rulo larla hazirlanip oynanan, renkleri ve buyuk kucuk zitligini ogretmeyi amacladigim bir oyundu..
 Ponponlari ufak bir masayla aktartarma yaptik.kati aktarma ince motor gelisimi ve el goz koordinasyonu icin cok faydali.
 Kuslari beslemek icin kagit havlu rulosuna rcel/bal surerek uzerine bugday doktuk, ve hem eglendik hem de el goz koordinasyonu, ince motor gelisimini desteklerken paylasmayi ogrendik..
 Oyun hamurlarina ikimiz de bayiliyoruz..
 Un ve yag birlesimindenmoon sand(ay kumu) elde edip kis gunu plaji eve getirdik..
 Elektrik bantlariyla otoyol, otopark yapip arabalarimizla oynadik.
Bu da artik mama sandalyesini kucuk gorup, buyukler gibi masaya oturabildiginin ve kendi yemegini yiyebildiginin resmidir..Tabii ki genellikle ben yediriyorum ama onunda kendini besleyebilmesine tesvik ediyorum.
 İkea masa-sandalyesi bizim elimiz ayagimiz..hafif olmasi Ruzgar efendiye kolayca tasima imkani sagliyor..Resim,hamur ve diger etkinlklerimizi ustunde gereklestiriyoruz..


Kapiya gerdigimiz bantlara toplari ilistirdik.buyuk kucuk,renkler, uzanma,yapistirma,altindan gecme gibi seyler ogretilebilir..

13.01.2015

Çizgi filmler hiç de masum olmayabilir..Subliminal mesajlara dikkat!!!!

Subliminal mesajlardan ilk kez 3-4 yıl evvel haberdar olmuştum. Eşimi dostumu,öğrencilerimi de kendimce haberdar etmiştim.Geçenlerde instagramda bir annenin çocuğuyla ilgili paylaştığı bir fotoğrafta arka planda açık olan çizgi filmde çok bariz bir subliminal mesaj dikkatimi çekince bloguma da yazmak farz oldu.
Peki nedir 'subliminal mesaj'?? Sinema filmlerinde, reklamlarda,resimlerde,posterlerde,dergilerde ve hatta çizgi filmlerde bolca yerliştirilmiş, gözümüzün ilk etapta farkedemediği  gizli mesajlar oluyor kendileri.Yazılı,resimli,ya da sesli konumlandırılmış bu mesajlar ya çok ama çok hızlı veriliyor,ya da ustaca saklanıyor ve gözümüz gördüğü halde çok hızlı olduğundan beyne sinyal gönderemiyor,ama bilinçaltı dediğimiz her daim çalışan ve herşeyi kaydeden defter bu mesajları da yazıyor. Yani medyanın her türlüsünde sıklıkla kullanılan bu hilenin hedefi doğrudan bilinçaltımız. İşte bu yüzden çok tehlikeli..Düşünsenize, bilincinizin algıladığı herhangi bir fikir,ideoloji ya da ürün tartışılabilir,eleştirilebilir,reddedilebilir -ki adil olan da budur. Öte yandan doğruca bilinçaltınıza ulaşmaya programlanmış herhangi düşünce,eylem,ürün hiçbir dirençle karşılaşmadan hedefine ulaşır.Ve bu mesajlar doğruca beynimizde depolanarak kararlarımızı,düşüncelerimizi ve davranışlarımızı biz farkında olmadan etkiler. 

Mesela sıkça verilen örneklerden biri bolca "Cola" yazısı içeren bir filmde izleyicilerin bir çoğunun susuzluk hissettiği ve film arasında kola almaya gittikleri.. Genellikle "Sex,Death(ölüm),Blood(kan) vs.

gibi kelimelerin insanları en çok etkileyen kelimeler olduğu ve bunlara dair yazı ve imgelerin kullanılması yayınlanan ürüne daha çok dikkat çekebildiği görülmüş. Gelişen teknoloji ve hayatımızın her yerinde olan yazılı,görsel ve işitsel medya sayesinde bilmediğimiz kişiler görünmez bir silahla bizi etkilemekte. Ve işin daha da terbiyesiz yanı buna çocukların da hedef olması.. Çizgi filmlerde bolca kullanılıyor ve biz bihaber ebeveynler de çocuklarımızı kendimiz oturtuyoruz bu silahın karşısına..Hiç bilmeden şiddeti yüklüyoruz tertemiz beyinlerine..Sonra
 -bu çocuk nereden öğreniyor vurmayı kırmayı, 
-sağlıklı şeyleri yemez ama bak abur cuburu nasıl da severek yiyor diyoruz. Halbuki yanlarında pür dikkat davranıyor,kelimelerimizi özenle seçiyoruz ki öğrenmesinler. Ama nasıl oluyorsa onlar daha minicikken öğreniyorlar ve biz şaşakalıyoruz..Ama suçlu aslında önce derinden vuran medya ve sonra onun karşısına oturttuğumuz için bizleriz.

Tv zaten zararlıydı,biliyorduk ama n'apalım canım,er geç tanışacak diyorduk ya alın size bir de subliminal mesaj vakkası.. Şimdi artık siz de bildiğinize göre vicdanınız el veriyorsa açın TV yi.
Haa bu arada en çok Disney kanallarında ve yapımlarında olduğunu da eklemek isterim,Disney Channel, Nicklodeon, cartoon network gibi kanallar artık OUT..Kendimce nelerin IN olduğunu da  başka bir yazıda paylaşacağım.
Aşağıda bazı deşifre edilmiş subliminal mesaj içerikli çizgi filmlerin linklerini paylaşıyorum. Zaten google da yüzlercesi mevcut..
http://www.youtube.com/watch?v=aTC2sIjSQo0
http://www.youtube.com/watch?v=9Bj-MNQdVOc


12.01.2015

Çocuğum bir Dahi mi? Yoksa her çocuk mu Dahi?

Dün bir yazıya denk geldim internette dahi çocuklardaki belirtiler üzerine.. Tabii bir çok anne gibi ilgimi çekti,ve acaba bizim uşakta da var mıdır deha belirtileri diyerekten merakla okudum..Ne mi oldu sonra, bu yazıya göre pek de bir deha özelliği yokmuş bizim oğlanda..Hahh,kim demiş dedim sonra.. Ya da kimin umurunda..En azından benim değil..Çünkü biliyorum ki her insanın dahi olduğu bir konu,beceri,yetenek vs. vardır..Ve her zaman inanırım ki insan bilmediği,belki de henüz kimse tarafından keşfedilmemiş bir değerli taşla doğar..Ama nadir olan şey O'nu bulmak,keşfetmek, bulduğunda kıymetinin bilincine varıp onu doğru işlemek,doğru yerde doğru şekilde sunmaktır bence. Derin sulardaki inci gibidir belki dahi olduğumuz yönümüz..Biz onu bulup çıkarana kadasr o bir deniz kabuğunun içinde bizi bekleyecektir..Fark edip bulmak lazım onu.. Bazen çok şanslıyızdır,doğrudan karşımıza çıkıverir,bazen de onun varlığına inanıp peşinden gitmek,arayıp bulmak gerekir..Haa buldun diyelim..bitti mi?? dahi olup deli diye bilinen eminim bir çok insan vardır yer yüzünde..Önemli olan önce kabuğun içindeki şeyin inci olduğunu bilmek, sonra onu doğru şekilde işleyip doğru mücevhere yerleştirmek..İşte o zaman inci hak ettiği değeri görebilir..
Bir çoğumuz maalesef içimizdeki cevherin farkına varamıyoruz..Buna sebep olan da yine maalesef bizim dışımızdaki kişiler,çevre,sistem ya da adına ne derseniz..Bir çok inci,elmas,zümrüt ya da belki de daha kıymetli ama tanınmamış mücevher daha çocuk yaşta heba oluyor..Bir çok anne-baba, akraba ya da öğretmen  karşısındakini aşağılayarak,isteyerek ya da bilmeyerek aşırı pohpohlayarak ve yahut kötüleyerek çocuktaki öne çıkarılması gereken beceriyi törpülüyorlar.. Hep bildiğimizin tek doğru olduğunu sanmamız, bize dikte edileni sorgusuz sulasiz kabullenip bir de çoluğumuza çocuğumuza farkında ya da değil empoze etmemiz yüzünden mutsuz yetişkinler haline getiriyoruz onları..
--"senden bir halt olmaz,salak bu çocuk, mal bu çocuk,kafası bir şeye basmıyor, eline hiç birşey yakışmıyor,tembel, pısırık" vs. gibi toplumumuzun bayıldığı ve sıkça pratik yaptığı ETİKETLEME eylemi yüzünden belki de bu kadar beyin göçü,bu kadar işsiz,bu kadar mutsuz insan var etrafımızda..Kuvvetle muhtemel bir çoğumuz bizzat maruz kalmışızdır bu tarz ithamlara..

Demem o ki ey anneler,babalar,öğretmenler, lütfen siz siz olun çocuğunuza ya da öğrencinize, negatif ilişkilendirmelerde bulunmayın, onları sahip olmadığını düşündüğünüz özellikleri yüzünden incitmek yerine,sahip oldukları güzel yönlerini,becerilerini çok da abartmadan belirtin.. İçlerindeki dehayı,cevheri görebilmeleri için elinizden geldiğince yardım edin..Maddı olanaksızlıklar diye mazeretlere de sığınmayın..siz çabalayın,yüreklendirin,engel koymayın zaten su yolunu er geç bulur..

Bu arada geçenlerde denk geldiğim başka bir gerçek hikaye de bu fikrimi perçinledi..Kısaca bahsetmek isterim..Amerika da 2 yaşında otistik tanısı konmuş bir çocuk-ki gönderildiği engelli okulunda da hiç umut olmadığı,ayakkabısını bile bağlayamayacağını belirtmiş öğretmenleri- şimdi 13 yaşında tanınmış bir üniversitede Nobel ödülüne doğru emin adımlar atmaktaymış Astronomi alanında..Nasıl mı??Annesi ondan hiç vazgeçmemiş ve  depderin sularda oğluna ait inciyi aramış.. ve bulmuş da.. Zamanında otistik denen oğlunun Einstein dan daha yüksek IQ ya sahip olduğunu öğrendiğinde eminim ondan mutlusu olmamıştır..

Oğlum, sana söz..Gücüm yettiğince ben ve baban senin içindeki cevheri bulmanda yardımcı olmaya çalışacağız..Allah'tan dileğim; hep yanında, yar ve yardımcın olduğunu sana hissettirmesi..Meleklerin yoluna hep ışık tutsun bebeğim..

21.12.2014

Anne kafası ve tükenmişlik sendromu..

    Uzunca bir nadas döneminin ardından yeniden merhaba canım blogum, blog arkadaşlarım, okuyan tanıdık tanımadık herkes..
Rüzgar'ın  ilk yaş doğum gününden beri
yazmıyordum bloguma. Sebeplerim vardı elbet,sadece tembellik üşengeçlik ya da zamansızlık da değil üstelik..Biraz da bilerek, kasten yazmadım.Kendimi nadasa çekip, biraz olgunlaşmak,biraz dinlenmek, kendimi dinlemek istedim bu süreçte. Anne kafası oldukça ağır bassa da eş kimliğimi,'ben' liğimi de hatırlamam, yaşamam gerektiğinine kanaat kıldım.     Oğlumun  doğruca gelip baş köseye oturmuş olmasına lafım yok çok şükür; ama bu hal bir yerden sonra insanı tükenmişlik sendromuna götürüyormuş..Bizlerin Meryem Uzerli ile tanıştığımız bu sendrom aslında sadece çalışma hayatında da olmuyor,doğum sonrası yıllarda çocuk merkezli yasayan biz annelerde de sıkça rastlanan bir problem. Kadın hele de ilk kez doğum yaptıysa bebeğinin doğumuyla doğruca başka bir boyuta geçiş yapıyor.Sadece vücudu,hormonları değişmiyor, tüm kimyası,psikolojisi,üstüne toplumsal baskılar,mükemmel anne olma kaygısı,çocuğuna yetememe korkusu, kocasına,evine eskisi gibi vakit ayıramaması, işine gücüne ara vermiş olmak farkında olmadan kadını tüketebiliyor. Bu durumdan kurtulmanın ilk yolu -bence-önce mükemmel anne diye bir şey olmadığını kabul edip,bu sürecin hemen hemen her annenin başına geldiğini bilerek teselli bulmaktır.Sonrasında da eğer etrafınızda size yardımcı olabilecek eş,dost,aile fertleri varsa(bu kadar şanslıysanız) arada bir utanmadan kendinize vakit ayırmak için yardım istemek..Gerisi zaman içinde doğum kiloları gibi biraz azimle hallolacaktır..
Bir de lahusa depresyonu denen bi şey var ki ben pek yaşayamadım..Yaşayamadım diyorum çünkü o sıralar kocacığımın hastalıklarından bana nazlanma sırası gelememişti maalesef. Belki de şöyle demeliyim, benim lahusa depresyonum dış sebeplerden ötürü gereğinden fazla uzamıştı,öyle ki neyin depresyonu olduğunu da çözememiştim.. Her neyse..Geçti gitti diyelim..Ama bu sefer de günümün her saatini Rüzgar odaklı yaşıyor olmak tüketmeye başlamıştı beni..Ona gaz olmasın diye yediğime içtiğime dikkat etmek,okuduğum kitabın konusu, araştırdığım şeylerin içeriği,yazdığım çizdiğim şeyler(ileride bahsedeceğim), kurduğum hayaller,yaptığım planlar,mecburi uykusuzluklar, Rüzgar'ın yemesi içmesi,uyku saatine göre gezmeler,mecburi uykusuzluklar vb... bu liste uzar da gider..Şikayetçi miyim?? Haşaaa..Çok şükür annelik normalde katlanmayacağın her şeye gönüllü hizmet etmeni sağlayan bir güdü..Lakin bir yerden sonra kimlik bunalımı yaşatmıştı bana..Neyse ki bu nadas süreci bana toparlanmam için fırsat verdi ve en güncel sürümüm ile karşınızdayım efenim..Birikmiş bir çok yazı taslağım düzenlenir düzenlenmez burada:) Blog içeriği ve şablonu ile de değişiklikler peşindeyim ama o biraz zaman alabilir..

Bekleyin anacımm..

23.08.2014

Rüzgar 1 yaşında..Cirque du Rüzgar..

Oğlumla dolu dolu bir yılı bitirdik..Her günü, her anı yepyeni bir deneyimdi üçümüz içinde..Ben 'anne', Soner 'baba' ve Rüzgar 'da 'dünyalı' olmuştu artık..Acemilik dönemimizi öyle yada böyle bitirdik çok şükür..Şimdi 3 ümüz de daha rahatız..  Eee bu muhteşem ilk yılı kendimizce en iyi şekilde kutlamalıyız dedim ve ailenin organizasyonlardan sorumlu  kişisi olarak sıvadım kolları..Önce yakın eş dostla kutlayacağımız bir parti olmasına karar verdik.28 Haziran ramazanın ilk gününe rast geldiği için bir gün önceye aldık parti gününü.. Mekan da evimiz olacaktı..Her şeyin bir teması olmasını seven ben, partimizin sirk temalı olmasını uygun görüp başladım gerekli hazırlıkları yapmaya..Öyle aylar öncesinden falan başlamadım, son bir haftaya sıkıştırdım tüm hazırlıkları.Tüm her şeyi ellerimle yaparak,oğlumun ilk yaş partisini alın terimle düzenlemeye kararlıydım. Sirk temalı baskı işlerini evde bizzat hazırlayıp, tek tek çıktı alıp, kes-yapıştır yaparak başladım önce..Sonra Diş Partisinden deneyimli olduğum şeker hamurlu kurabiyelerimizi yaptık canım dostum Nur'la..Sirk çadırı şeklinde anı çerçevesini Sevgili kocam hünerli elleriyle yaptı.(tasarım bana ait :) )Cupcakelerim -kendim yaptım diye demiyorum- harika oldular hem görsel hem de tat olarak:) Tatlı,tuzlu kurabiyeler,börekler,salatalar hep sağ olsunlar arkadaşlarımın emekleriyle yapıldı..Ama en önemlisi doğum günü pastalarımızı yine Nur'umla beraber sıcak havaya inat başarıyla yaptık. Şeker hamuru ile çalışmak sıcak havada çok daha zormuş,öğrendik..Aksilik de olmadı değil tabii..Oğlum için hazırladığım video teknik arızalara takıldı maalesef..Biz de slayt şeklinde izlemek zorunda kaldık..Akşam geç saatlere kadar eş dost, çoluk çocuk yedik içtik eğlendik.. Rüzgar efendi de akşam boyunca şaşkın şaşkın ama halinden memnun takıldı henüz idrak edemediği ilk partisinde..


Oğluma..

Daha dün gibi hatırlıyorum senin varlığını öğrendiğim anı..Düğüm gibi bişeydi boğazıma takılan, kalbimin hızlıca atması,korku,panik,heyecan,mutluluk ve daha bir çok duygunun aynı anda ruhuma,kalbime,beynime saldırması gibi bir şey.. içimde bir yerlerde filizlenen bir tohumdun..hiç bilmediğim,hissetmediğim yepyeni bir duygu,hakkıyla taşıyabilecek miyim diye kendime sormaya çekindiğim yeni bir kimlik,yeni bir sorumluluktun..O kadar ağırdın ki bedenime o an, korkudan mı sevinçten mi ağladım varlığını öğrendiğimde bilmiyordum..Ama bir o kadar da hafiflemişti ruhum..kanatlanmış uçuyordum sanki bebeğim olacağını düşündükçe.. Yepyeni bir dönem başlamıştı o günden sonra.Artık yalnız değildim onca yıl tek başına sığdığım bedenimde..Daha bir özenmeliydim yediğime içtiğime..Hormonların gücünü iyice anlamıştım artık..dinlediğim müzik, yaptığım hareket,kaldırdığım poşet bile ayrı bir anlam kazanmıştı sayende..bambaşka bir gözlükle bakar olmuştum dünyaya..kimi zaman pembe,kimi zaman bulanık,kimi zaman camsız bir gözlüktün sen taktığım tam 35 hafta boyunca..Büyüdün..Gelmek için sabırsızlandın ve adın gibi aniden esiverdin..O gün anlamıştım bana tüm ezberlerimi bozduracağını..Tüm koşullara inat doğduğunda,sesin duyduğum en özel melodiydi.. o ilk göz göze,yanak yanağa geldiğimizde hissetmiştim koşulsuz şartsız, seve isteye müebbet bir aşka mühürlendiğimi.. O an artık ben 26 yıldır tanıdığım bildiğim Pınar değil, seninle yeniden doğmuş yepyeni bir isimdim..Artık anneydim..Rüzgarın annesi..Bundan sonra anlayacaktım annemin 'anne olunca anlarsın' dediği her şeyi..O an iyi ki doğmuşum dedim..İyi ki doğurmuştu annem beni..Seni yoksa nasıl tanıyabilirdim ki..Ve şimdi en büyük dileğim ömrün boyunca hep "iyi ki doğmuşum" diyebilmen..Doğmak sadece bir kez olan bir şey değildir oğlum. İnsan gerçekten mutlu olduğunda, bazen dibe vurduğunda, bazen kısacık bir anda, sevdiğinde, aşık olduğunda, ürettiğinde, emek verdiğinde, alın terinde, her güldüğünde ve güldürdüğünde,ağladığında, anladığında,dinlediğinde, farkında olarak yaptığı her  şeyde yeniden doğabilir Oğlum.. Yeter ki sen aldığın nefesin kıymetini bil, onu her alışında hisset bedeninde gezen yepyeni yaşamı..Bu hayat senin..Onu hakkıyla,gönlünce yaşamanı dilerim..

Seni çok seviyoruz oğlum..