12.01.2015

Çocuğum bir Dahi mi? Yoksa her çocuk mu Dahi?

Dün bir yazıya denk geldim internette dahi çocuklardaki belirtiler üzerine.. Tabii bir çok anne gibi ilgimi çekti,ve acaba bizim uşakta da var mıdır deha belirtileri diyerekten merakla okudum..Ne mi oldu sonra, bu yazıya göre pek de bir deha özelliği yokmuş bizim oğlanda..Hahh,kim demiş dedim sonra.. Ya da kimin umurunda..En azından benim değil..Çünkü biliyorum ki her insanın dahi olduğu bir konu,beceri,yetenek vs. vardır..Ve her zaman inanırım ki insan bilmediği,belki de henüz kimse tarafından keşfedilmemiş bir değerli taşla doğar..Ama nadir olan şey O'nu bulmak,keşfetmek, bulduğunda kıymetinin bilincine varıp onu doğru işlemek,doğru yerde doğru şekilde sunmaktır bence. Derin sulardaki inci gibidir belki dahi olduğumuz yönümüz..Biz onu bulup çıkarana kadasr o bir deniz kabuğunun içinde bizi bekleyecektir..Fark edip bulmak lazım onu.. Bazen çok şanslıyızdır,doğrudan karşımıza çıkıverir,bazen de onun varlığına inanıp peşinden gitmek,arayıp bulmak gerekir..Haa buldun diyelim..bitti mi?? dahi olup deli diye bilinen eminim bir çok insan vardır yer yüzünde..Önemli olan önce kabuğun içindeki şeyin inci olduğunu bilmek, sonra onu doğru şekilde işleyip doğru mücevhere yerleştirmek..İşte o zaman inci hak ettiği değeri görebilir..
Bir çoğumuz maalesef içimizdeki cevherin farkına varamıyoruz..Buna sebep olan da yine maalesef bizim dışımızdaki kişiler,çevre,sistem ya da adına ne derseniz..Bir çok inci,elmas,zümrüt ya da belki de daha kıymetli ama tanınmamış mücevher daha çocuk yaşta heba oluyor..Bir çok anne-baba, akraba ya da öğretmen  karşısındakini aşağılayarak,isteyerek ya da bilmeyerek aşırı pohpohlayarak ve yahut kötüleyerek çocuktaki öne çıkarılması gereken beceriyi törpülüyorlar.. Hep bildiğimizin tek doğru olduğunu sanmamız, bize dikte edileni sorgusuz sulasiz kabullenip bir de çoluğumuza çocuğumuza farkında ya da değil empoze etmemiz yüzünden mutsuz yetişkinler haline getiriyoruz onları..
--"senden bir halt olmaz,salak bu çocuk, mal bu çocuk,kafası bir şeye basmıyor, eline hiç birşey yakışmıyor,tembel, pısırık" vs. gibi toplumumuzun bayıldığı ve sıkça pratik yaptığı ETİKETLEME eylemi yüzünden belki de bu kadar beyin göçü,bu kadar işsiz,bu kadar mutsuz insan var etrafımızda..Kuvvetle muhtemel bir çoğumuz bizzat maruz kalmışızdır bu tarz ithamlara..

Demem o ki ey anneler,babalar,öğretmenler, lütfen siz siz olun çocuğunuza ya da öğrencinize, negatif ilişkilendirmelerde bulunmayın, onları sahip olmadığını düşündüğünüz özellikleri yüzünden incitmek yerine,sahip oldukları güzel yönlerini,becerilerini çok da abartmadan belirtin.. İçlerindeki dehayı,cevheri görebilmeleri için elinizden geldiğince yardım edin..Maddı olanaksızlıklar diye mazeretlere de sığınmayın..siz çabalayın,yüreklendirin,engel koymayın zaten su yolunu er geç bulur..

Bu arada geçenlerde denk geldiğim başka bir gerçek hikaye de bu fikrimi perçinledi..Kısaca bahsetmek isterim..Amerika da 2 yaşında otistik tanısı konmuş bir çocuk-ki gönderildiği engelli okulunda da hiç umut olmadığı,ayakkabısını bile bağlayamayacağını belirtmiş öğretmenleri- şimdi 13 yaşında tanınmış bir üniversitede Nobel ödülüne doğru emin adımlar atmaktaymış Astronomi alanında..Nasıl mı??Annesi ondan hiç vazgeçmemiş ve  depderin sularda oğluna ait inciyi aramış.. ve bulmuş da.. Zamanında otistik denen oğlunun Einstein dan daha yüksek IQ ya sahip olduğunu öğrendiğinde eminim ondan mutlusu olmamıştır..

Oğlum, sana söz..Gücüm yettiğince ben ve baban senin içindeki cevheri bulmanda yardımcı olmaya çalışacağız..Allah'tan dileğim; hep yanında, yar ve yardımcın olduğunu sana hissettirmesi..Meleklerin yoluna hep ışık tutsun bebeğim..

21.12.2014

Anne kafası ve tükenmişlik sendromu..

    Uzunca bir nadas döneminin ardından yeniden merhaba canım blogum, blog arkadaşlarım, okuyan tanıdık tanımadık herkes..
Rüzgar'ın  ilk yaş doğum gününden beri
yazmıyordum bloguma. Sebeplerim vardı elbet,sadece tembellik üşengeçlik ya da zamansızlık da değil üstelik..Biraz da bilerek, kasten yazmadım.Kendimi nadasa çekip, biraz olgunlaşmak,biraz dinlenmek, kendimi dinlemek istedim bu süreçte. Anne kafası oldukça ağır bassa da eş kimliğimi,'ben' liğimi de hatırlamam, yaşamam gerektiğinine kanaat kıldım.     Oğlumun  doğruca gelip baş köseye oturmuş olmasına lafım yok çok şükür; ama bu hal bir yerden sonra insanı tükenmişlik sendromuna götürüyormuş..Bizlerin Meryem Uzerli ile tanıştığımız bu sendrom aslında sadece çalışma hayatında da olmuyor,doğum sonrası yıllarda çocuk merkezli yasayan biz annelerde de sıkça rastlanan bir problem. Kadın hele de ilk kez doğum yaptıysa bebeğinin doğumuyla doğruca başka bir boyuta geçiş yapıyor.Sadece vücudu,hormonları değişmiyor, tüm kimyası,psikolojisi,üstüne toplumsal baskılar,mükemmel anne olma kaygısı,çocuğuna yetememe korkusu, kocasına,evine eskisi gibi vakit ayıramaması, işine gücüne ara vermiş olmak farkında olmadan kadını tüketebiliyor. Bu durumdan kurtulmanın ilk yolu -bence-önce mükemmel anne diye bir şey olmadığını kabul edip,bu sürecin hemen hemen her annenin başına geldiğini bilerek teselli bulmaktır.Sonrasında da eğer etrafınızda size yardımcı olabilecek eş,dost,aile fertleri varsa(bu kadar şanslıysanız) arada bir utanmadan kendinize vakit ayırmak için yardım istemek..Gerisi zaman içinde doğum kiloları gibi biraz azimle hallolacaktır..
Bir de lahusa depresyonu denen bi şey var ki ben pek yaşayamadım..Yaşayamadım diyorum çünkü o sıralar kocacığımın hastalıklarından bana nazlanma sırası gelememişti maalesef. Belki de şöyle demeliyim, benim lahusa depresyonum dış sebeplerden ötürü gereğinden fazla uzamıştı,öyle ki neyin depresyonu olduğunu da çözememiştim.. Her neyse..Geçti gitti diyelim..Ama bu sefer de günümün her saatini Rüzgar odaklı yaşıyor olmak tüketmeye başlamıştı beni..Ona gaz olmasın diye yediğime içtiğime dikkat etmek,okuduğum kitabın konusu, araştırdığım şeylerin içeriği,yazdığım çizdiğim şeyler(ileride bahsedeceğim), kurduğum hayaller,yaptığım planlar,mecburi uykusuzluklar, Rüzgar'ın yemesi içmesi,uyku saatine göre gezmeler,mecburi uykusuzluklar vb... bu liste uzar da gider..Şikayetçi miyim?? Haşaaa..Çok şükür annelik normalde katlanmayacağın her şeye gönüllü hizmet etmeni sağlayan bir güdü..Lakin bir yerden sonra kimlik bunalımı yaşatmıştı bana..Neyse ki bu nadas süreci bana toparlanmam için fırsat verdi ve en güncel sürümüm ile karşınızdayım efenim..Birikmiş bir çok yazı taslağım düzenlenir düzenlenmez burada:) Blog içeriği ve şablonu ile de değişiklikler peşindeyim ama o biraz zaman alabilir..

Bekleyin anacımm..

23.08.2014

Rüzgar 1 yaşında..Cirque du Rüzgar..

Oğlumla dolu dolu bir yılı bitirdik..Her günü, her anı yepyeni bir deneyimdi üçümüz içinde..Ben 'anne', Soner 'baba' ve Rüzgar 'da 'dünyalı' olmuştu artık..Acemilik dönemimizi öyle yada böyle bitirdik çok şükür..Şimdi 3 ümüz de daha rahatız..  Eee bu muhteşem ilk yılı kendimizce en iyi şekilde kutlamalıyız dedim ve ailenin organizasyonlardan sorumlu  kişisi olarak sıvadım kolları..Önce yakın eş dostla kutlayacağımız bir parti olmasına karar verdik.28 Haziran ramazanın ilk gününe rast geldiği için bir gün önceye aldık parti gününü.. Mekan da evimiz olacaktı..Her şeyin bir teması olmasını seven ben, partimizin sirk temalı olmasını uygun görüp başladım gerekli hazırlıkları yapmaya..Öyle aylar öncesinden falan başlamadım, son bir haftaya sıkıştırdım tüm hazırlıkları.Tüm her şeyi ellerimle yaparak,oğlumun ilk yaş partisini alın terimle düzenlemeye kararlıydım. Sirk temalı baskı işlerini evde bizzat hazırlayıp, tek tek çıktı alıp, kes-yapıştır yaparak başladım önce..Sonra Diş Partisinden deneyimli olduğum şeker hamurlu kurabiyelerimizi yaptık canım dostum Nur'la..Sirk çadırı şeklinde anı çerçevesini Sevgili kocam hünerli elleriyle yaptı.(tasarım bana ait :) )Cupcakelerim -kendim yaptım diye demiyorum- harika oldular hem görsel hem de tat olarak:) Tatlı,tuzlu kurabiyeler,börekler,salatalar hep sağ olsunlar arkadaşlarımın emekleriyle yapıldı..Ama en önemlisi doğum günü pastalarımızı yine Nur'umla beraber sıcak havaya inat başarıyla yaptık. Şeker hamuru ile çalışmak sıcak havada çok daha zormuş,öğrendik..Aksilik de olmadı değil tabii..Oğlum için hazırladığım video teknik arızalara takıldı maalesef..Biz de slayt şeklinde izlemek zorunda kaldık..Akşam geç saatlere kadar eş dost, çoluk çocuk yedik içtik eğlendik.. Rüzgar efendi de akşam boyunca şaşkın şaşkın ama halinden memnun takıldı henüz idrak edemediği ilk partisinde..


Oğluma..

Daha dün gibi hatırlıyorum senin varlığını öğrendiğim anı..Düğüm gibi bişeydi boğazıma takılan, kalbimin hızlıca atması,korku,panik,heyecan,mutluluk ve daha bir çok duygunun aynı anda ruhuma,kalbime,beynime saldırması gibi bir şey.. içimde bir yerlerde filizlenen bir tohumdun..hiç bilmediğim,hissetmediğim yepyeni bir duygu,hakkıyla taşıyabilecek miyim diye kendime sormaya çekindiğim yeni bir kimlik,yeni bir sorumluluktun..O kadar ağırdın ki bedenime o an, korkudan mı sevinçten mi ağladım varlığını öğrendiğimde bilmiyordum..Ama bir o kadar da hafiflemişti ruhum..kanatlanmış uçuyordum sanki bebeğim olacağını düşündükçe.. Yepyeni bir dönem başlamıştı o günden sonra.Artık yalnız değildim onca yıl tek başına sığdığım bedenimde..Daha bir özenmeliydim yediğime içtiğime..Hormonların gücünü iyice anlamıştım artık..dinlediğim müzik, yaptığım hareket,kaldırdığım poşet bile ayrı bir anlam kazanmıştı sayende..bambaşka bir gözlükle bakar olmuştum dünyaya..kimi zaman pembe,kimi zaman bulanık,kimi zaman camsız bir gözlüktün sen taktığım tam 35 hafta boyunca..Büyüdün..Gelmek için sabırsızlandın ve adın gibi aniden esiverdin..O gün anlamıştım bana tüm ezberlerimi bozduracağını..Tüm koşullara inat doğduğunda,sesin duyduğum en özel melodiydi.. o ilk göz göze,yanak yanağa geldiğimizde hissetmiştim koşulsuz şartsız, seve isteye müebbet bir aşka mühürlendiğimi.. O an artık ben 26 yıldır tanıdığım bildiğim Pınar değil, seninle yeniden doğmuş yepyeni bir isimdim..Artık anneydim..Rüzgarın annesi..Bundan sonra anlayacaktım annemin 'anne olunca anlarsın' dediği her şeyi..O an iyi ki doğmuşum dedim..İyi ki doğurmuştu annem beni..Seni yoksa nasıl tanıyabilirdim ki..Ve şimdi en büyük dileğim ömrün boyunca hep "iyi ki doğmuşum" diyebilmen..Doğmak sadece bir kez olan bir şey değildir oğlum. İnsan gerçekten mutlu olduğunda, bazen dibe vurduğunda, bazen kısacık bir anda, sevdiğinde, aşık olduğunda, ürettiğinde, emek verdiğinde, alın terinde, her güldüğünde ve güldürdüğünde,ağladığında, anladığında,dinlediğinde, farkında olarak yaptığı her  şeyde yeniden doğabilir Oğlum.. Yeter ki sen aldığın nefesin kıymetini bil, onu her alışında hisset bedeninde gezen yepyeni yaşamı..Bu hayat senin..Onu hakkıyla,gönlünce yaşamanı dilerim..

Seni çok seviyoruz oğlum..


Rüzgar büyüyor..

Yine uzunca bir aradan sonra klavye başında olmaktan gurur duyarım..Rüzgar büyüdükçe rahatlarım,kendime ve bloga daha çok vakit ayırabilirim diye hayal kurarken, kazın ayağının hiç de öyle olmadığını fark ettim. Sandığımın aksine o büyüdükçe bana olan yapışkanlığı ve ihtiyacı daha da artıyormuş..Bildiğiniz yaka iğnesi gibi bişi oldu Rüzgar efendi. E malum ailelerden uzak olunca kısa süreliğine bile bırakamıyorsun bebeğini kimseye..hal böyle olunca da beyefendinin uyku saatleri benim için kitap demek,araştır-öğren,blog oku-yaz, yemek-iş yap, film izle,kendine ve eşine zaman ayır,beyefendinin yoğurdunu,kurabiyesini,peynirini,böreğini yap demek.bilmezdim öğlen iki saatin bu kadar değerli olduğunu, inanmazdım akşam 21.30 da enerjimin bebeğimle birlikte bitebileceğine, yorgunluktan 23.00 olmadan devrilebileceğime.. Ama çok şükür şikayetçi değilim halimden,yeter ki sağlığımız yerinde olsun değil mi anacıııımmm.::DDD

Yazmadığım süre zarfında büyüdü tabii Rüzgar oğlan..Şimdi  teknik olarak 14 aylık,teorik olarak 13 aylık bir sıpa kendisi. (5 hafta erken doğduğundan 36 aya kadar 1 ay küçük farz ediliyormuş tıbben..Doktor kontrollerinde "düzeltilmiş ay " diye bir tabir kullanılıyor ve gelişimi bu aya göre takip ediliyor) Çok şükür ilk yaşını hem fiziksel gelişim hem de ince-kaba motor gelişimi olarak gayet iyi tamamladı.İlk yaş doğum gününden sonra her şey daha hızlı oluyor sanki..Zaman daha hızlı akıyor,Rüzgar her gün yeni bir numara öğreniyor, dün daha sağına dönemezken bugün yürüdü yürüyecek bebeğim..Aramızdaki sözlü-sözsüz  iletişim daha akıcı, yavaş yavaş monologtan diyaloga geçişler olmaya başladı..Tabii sadece ikimizin anlayabileceği bir diyalog:)  Oynadığımız oyunlar daha eğlenceli.. Uyku süresi daha düzenli. Hala çok iştahlı sayılmasa da yemek saatleri eskisi gibi işkence değil. Mutlaka bunda benim daha rahat,sakin olmam etkilidir diye düşünüyorum. Ben uzmanların dediği gibi sadece ne ve ne zaman yiyeceğine karar veriyorum,o da ne kadar yiyeceğine.Böylece ikimizde sınırlarımızı bildiğimiz ve kabullendiğimiz için bazen 1 kaşıkla, bazen bir kaseyle; ama huzurlu bitiriyoruz yeme ritüelini..Diğer yol ikimiz için de yıpratıcıydı..Hala tam gaz emzirmeye devam ediyorum. Sütten iştah durumuna göre doktora danışarak kesmeyi düşünüyorum..Ama daha bir kaç ay böyle devam..
Bu arada 10 ay 9 günlükken Rüzgar kendi kendine ilk adımlarını atmıştı..bir kaç haftaya kalmaz yürür derken maalesef amcasının evinde bazadan düştü, ve o gün bugündür hala tek başına yürümüyor. Aslında yürümüyor demek yanlış olur, zira bana doğru yürüyerek koca salonu ya da koridoru manevra bile yaparak geziyor ama sadece biz bıraktığımızda ve hadi gel oğlum dediğimizde..yani kendisi ben kalkıp yürüyeyim demiyor henüz..Psikolojik olarak hazır hissetmiyor anlaşılan..Olsun,hiç önemli değil,erken yürüyene madalya takmıyorlar,ki zaten yürüme becerisi ziyadesiyle iyi olduğu için endişelenmiyorum..Fakat eşin dostun hala mı yürümedi demesinden bıkmadım da değil.."Tembel,korkak" gibi etiketler iliştirmeye çalışmalarından da ayrıca sıkıldım..Bu arada çocuklar 12-15 aylar arasında yürürlermiş, öncesinde yürüyenler erken yürümüş oluyor,yani hala geç yürüdü denemez Rüzgar için..

Şu an üstte 2 tam 1 yeni patlamış 3 diş ve altta 3 olmak üzere 6 dişi var paşamın.Üstteki 4. diş de yolda..Diş kolyemiz sağ olsun azıcık huysuzlukla atlatıyoruz diş çıkarma sancılarını..Kolyeyi takmadığımda hemen salyaları akı veriyor ve taktığımda birden duruyor..Çok ilginç..Taşların gücü bu olsa gerek..

Bu arada dans etmeye bayılıyor, cep telefonunu getirip bize verip, müzik açalım diye oynamaya başlıyor..Hatta rende yaparken çıkan seste ve ezan sesinde bile oynuyor. Hiç yabancılık çekmeden herkese gidiyor ve sarılıyor..İstediği şeyler için elimizden tutup götürüyor.Elektronik eşyalar,düğmeler,anahtar-prizler ciddi anlamda ilgisini çekiyor. Dışarıdan eve gelmek istemiyor..Halkaları,sekilleri çok güzel diziyor,küpleri kovaları üst üste ve iç içe koyabiliyor-ama yıkmaya daha çok bayılıyor-küvette oynamaktan zevk alıyor,telefonu kulağına koyup alo yapıyor..Anne, baba, gel, al, ver, aba(abla-abi demek),bu(su) söyleyebildiği kelimeler..

Yazmadığım süre içinde ilk kez uçağa bindi ve ilk kez denize girdi Rüzgar..


Neyse, seni çok ama çok seviyorum oğlum..İyi ki doğurmuşum seni,iyi ki Rabbim seni bize nasip etmiş ve iyi ki bizi seçmişsin oğlumm..




21.06.2014

Rüzgar'ın diş partisi. .

Rüzgar'ın ilk dişi 14.04.2014 de patlak vermeyi başardı.Yavrucum aylarca ha geldi ha gelecek kaşı kaşı mahvoldu. İştahsızlık,huysuzluk,zaman zaman uykusuzluk sadece ona değil hepimize çok çektirdi. en çok da iştahsızlığı benim kabusum oldu.Bildiğiniz takıntılı,mutsuz bir anneye dönüştüm bir kaç ay içerisinde..Ne versem ağzını kitleyip reddediyordu. Doğal olarak da aylarca kilo alamadı. o aylık kontroller korku,telaş,dua içinde geçti diyebilirim. Tartıda kilo aldığını görmekten ümidi kesmiş,bari zayıflamamış olsa diye dua eder olmuştum.Derken ilk dişini çıkarttığı gün sabah çok huzursuzdu,öğlen uykusuna erken dalmış,her zamankinden geç uyanmıştı.Uyandığında ise çok huzurluydu sanki..Sebebini bir kaç saat sonra birlikte oynaşırken güldüğünde anladım. Ufacık bir çizik..Ele gelmeyen ama çay kaşığını değdirdiğimde ses çıkaran bir inci tanesi..o kadar çok sevinmiştim ki o an,sevinç,gurur,heyecan..beni görseniz  görmemişin oğlu misali deli muamelesi yapardınız sanırım. Hemen annemi aradım,müjdeyi verdim,o da derhal atletini yırt Rüzgarın dedi.Adetmiş,çabucak çıksın diyeymiş..E ben de yırttım..Sonra ilk ben gördüğüm için Rüzgar'a bir takım elbise almam gerekiyormuş;onu da aldık..Diş buğdayı yapıp dağıtmak da adettenmiş..Hal böyle olunca ben de fırsat bu fırsat,zaten Baby Shower,Hastane süslemeleri gibi planlarımı erken doğum yüzünden yapamadığım için bu diş partisini hemen organize etmeye başladım.Tüm hazırlıkları,süslemeleri,pasta ve kurabiyeleri kendim yaptım..Hediye olarak dağıttığım diş şeklindeki keçe magnetleri canım arkadaşım Gökçen hazırladı. Diğer arkadaşım Tuğba olmasaydı giriştiğim pasta kurabiye işinden nasıl çıkardım bilemiyorum,çünkü rüzgarın diş ağrıları öyle hemen geçmemişti.Ve ben ilk kez şeker hamuru kullanacaktım.. O da sandığım kadar kısa sürede olmuyormuş..Her neyse, herşey bittiğinde partimiz çok beğenildi,biz çok eğlendik ve benim tüm yorgunluğum o günün sonunda silinmişti..




























20.06.2014

Diş ağrıları ve kehribar diş kolyesi mucizesi..

Rüzgar aylarca ilk dişini çıkartmaya uğraştı..Hatta savaş verdiğini söylesem abartmış olmam bence.. Diş kaşıntısından ne bulsa ağzına soktu, Sophie'yi evirdi çevirdi,soğan verdim yetmedi, elimi verdim kesmedi,iştahsızlıktan bir gram bile alamadığı aylar oldu..Ahh neymiş bu diş ağrıları,sen dur ben çıkarayım annem dedim olmadı..Diş jellerini doktor önermeyince ben de almamak için aylarca direndim,ama bir gün elini ağzına sürtüp çığlık çığlığa ağlayınca içim parçalandı ve hemen atlayıp arabaya en yakın eczaneden caljel alıp denedim; maalesef o da işe yaramadı..Derken yakın arkadaşım Fransa'daki bir yakınlarının tavsiyesi üzerine kehribar diş kolyesi aldığını söyledi,işe yaradığına da referans olunca hemen araştırmaya başladım tipik bir internet annesi olarak. Arkadaşımın sipariş verdiği Verazeyn markasının şeker sahibesi Devrim hanıma ulaştım ve kendisiyle telefonda konuştuğumda sesi ve tavrı sayesinde  biz de kısa zamanda kolyemize kavuştuk
Kolyemizi almadan önce bir kaç gün eşimin arkadaşının kehribar tesbihini kullandık.Tenine değecek şekilde çamaşırına iliştirmiştim ve onun bile faydasını gördük diyebilirim. tabii ki kolye boynunu 360 derece sardığı ve dişlerine daha yakın olduğu için daha fazla etkisini gösterdi. Ağrıyı  %100 kesti diyemem ama %90 azalttığını söyleyebilirim. Ve ilginçtir taktığımız andan itibaren salyaları neredeyse hiç akmadı. Diş çıkarma süreci bizim için ve biliyorum ki bir çok bebek ve ailesi için çok zor.. İştahsızlık,uykusuzluk,ateş ,ishal,huzursuzluk..umarım sizin bebeğiniz hiç birini yaşamayan nadir şanslı bebeklerden olur..Eğer değilse bu diş kolyesini kesinlikle tavsiye ederim.

daha fazla bilgi edinmek ve paylaşabilmek için Devrim hanımla kısa bir reportaj yaptık. Beni kırmadığı için buradan da teşekkür ederim Devrim hanıma..Buyrun Kehribarın faydalarına...



Öncelikle nedir bu "Kehribar bebek diş kolyesi"?
Bebeklerin diş çıkartırken, yani salya akıtma döneminde kullanılmaya başlaması önerilen bir ürün. %100 doğal ağrı kesici özelliği ve %0 yan etkisi sebebiyle; kehribardan bebeğin diş boyutuna uygun olarak yapılmış bu kolyeler sayesinde, özellikle diş sebepli gece uyanmaları son buluyor. Çünkü ağrı gidiyor. Uyku bölünmüyorJ
*Kehribarın diş çıkaran bebeğe ne gibi faydaları var?
Kehribar kolyesinin Antik Roma’dan başlayan bir tıp geçmişi var.
Sarılık tedavisinden tutunda, her türlü üst solunum yolu hastalıklarının tedavisine kadar. Türk bilim adamı Ibni Sina, kehribarı birçok hastalığa ilaç olarak nitelendirmiş. En önemli özelliği ‘ağrı taşı’ olması! Bağışıklığı güçlendirme etkisi de var. En yaygın kullanım şekli ise bebeklerin diş çıkarma döneminde kullanılıyor olması. Salya azaltıcı özelliği de bilinmekte.
Çünkü bebek salya akıtmaya başladığı dönemde göğüs bölgesini sürekli kuru tutmak gerekiyor ki bebek hastalanmasın.
Bu dönemde bağışıklık da kısmen düştüğü için kehribar hem bağışıklığını güçlendiriyor bebeğin. Hem de ağrısını alıyor.
Dişte ağrı olmayınca bebek herhangi bir yemek yememe problemi yaşamıyor. Gıdasını almaya devam ediyor. Bünyesi zayıf düşmemiş oluyor.
Ayrıca kehribar statik elektriği de topladığı için yani nazar dediğimiz olgu, çocuğumuzu bu negatif enerji akışından da koruyor.
Sizin anlayacağınız 360 derece etkisi ile  kehribar bebek diş kolyesi sayesinde bebekler her anlamda korunuyor.
*Herhangi bir kehribar taşının da aynı etkisi olur mu? Yoksa özel bir türü çeşidi var mı?
Her kehribar ‘eğer gerçekse’ aynı şifa etkisine sahiptir! Diş kolyesi için makbul olan kehribar Baltık denizinden çıkartılan kehribarlardır. Çünkü içerisine denizin mineralleri de eklenmiştir. İçerdiği suksinik asit oranı(doğal ağrı kesici madde)  karadan çıkartılan kehribarına göre çok daha değerlidir.

Bu kolyeyi alırken nelere dikkat etmeliyiz. Çünkü her annenin en büyük endişesi ‘ya bebeğim boğulursa?’
Bebek diş kolyesi içinde en önemli kıstas bebeklerin yaşı-ayı ile doğru orantılı olarak büyüyen taş ebatları ve uzunluklarıdır. Tıpkı bebek kıyafetlerinde ki gibi. Prematüre bir bebeğe standart yeni doğan kıyafetleri nasıl büyük geliyorsa, uygun olmayan uzunlukta ki kolye de bebeğiniz için risk taşıyabilir. Çünkü boyna takıldığında çenesini geçmemesi lazım. Kehribar yapısı gereği parçalanabilir bir taş. Eğer bebek çenesinden ağzına götürürse ve ağza aldığında taş parçalanırsa işte kastedilen boğulma riski bu. Nereden alırsanız alın şu pratik bir ölçme yöntemidir. Bebeğinizin boynuna takın ve kolyeyi çenesine getirin. Çeneyi geçmeyen kolye sizin için doğru kolyedirJ 


*Kehribarın herhangi bir yan etkisi mevcut mu?
%0 yan etki. Zaten annelerin tercih etme sebebi de bu. En masum ilacın bile mutlaka 1-2 yan etkisi varken rabbimin doğa aracılığı ile biz insanlara verdiği çözümler için mucize demek az kalıyor bazenJ

*Piyasadaki her kehribar diş kolyesi orijinal kehribardan mı yapılmıştır? Nasıl ayırt edilir?
En basit ve pratik yöntemi kolyenin görünmeyen bir köşesine ocakta uzunca zaman tuttuğunuz bir çatalı batırmak. Eğer etrafa çam kokusu yayılıyorsa gerçektir. Eğer pis bir plastik kokusu çıkıyor ise sahtedir. Çakmak ile de aynı deneyi yapabilirsiniz. Çakmakla yaktığınızda duman beyaz ise gerçektir. Kara-gri bir duman ise sahtedir. Zaten satan kişiye ateş tutmayı teklif ettiğinizde kabul etmiyorsa çıkın hemen o dükkândanJ

*Siz bir anne olarak bu kolyeyle nasıl tanıştınız?
İlk kızım Elif Vera’da hiç diş sıkıntısı çekmedim. Ne uyanma ne mızıldanma. Güler geçerdim ‘of uykusuz kaldık gece’ diyen annelere. Hayat bumerang gibi. Güldüklerin başına geliyor J İkinci kızım Zeynep’te o söylenen annelerden oldum. Sentetik ilaçlar kullanmak istemedim araştırdım ve kehribar bebek diş kolyesi ile karşılaştım. Öyle yaygın ki; yurtdışında babyshowerlar da anneye götürülen en kıymetli hediye statüsünde. Çünkü hamile ve eğer migreni varsa doğal ağrı kesici olarak anne kullanıyor. Sonrasında sezaryen-doğum-emzirme den oluşan sırt ağrıları için, ayrıca lohusalık döneminde depresyonu önleyici etkisi de var. Ardından bebeğin 4. Ayı itibari ile bebeğe geçiyor bu kolyeJ Öyle kıymetli-işlevli.

-Verazeyn size ait bir marka mı? Nereden ithal ediyorsunuz?
Elif Vera ve Zeynep’in isimlerinden oluşan kızlarıma ait bir markaJ Baltık Ülkelerinden ithal ediyorum.


Bu arada Devrim Atılkan "Sihirli 40 Hafta" kitabının da yazarı. Kitap gelirini çok hayırlı bir iş için harcadığını belirtmek isterim.Kolye ve kitap hakkında daha fazla 
bilgiye www.verazeyn.com adresinden ulaşabilirsiniz.